Gökyüzündeki yıldızların göz kırpışlarını gizleyen yeşil yaprakların arasından sızan beyaz aydınlığın içindeki bir karede görünmüştün. Kimi aradığını bilmeyen gözlerle, kimi aradığına emin aklınla etrafını izleyen iri gözlerini ne zaman farkettiğimi hatırlamıyorum. Bizim masadan yükselen bir sese doğru baktığında ben de sana bakmıştım herhalde.
Hayatın içinde varolan anları doyasıya yaşamak isteği insanı çoğu zaman hiç birşey yapmamaya götürüyor. Doyasıya bir aşk yaşamak istediğinde aşkının peşine birçok şey takman gerekiyor. Belki gelecek belki de dünden sana katılan birçok şey ve şeycikler. Kanıt isteniyor, gerekirse belgelensin deniyor. Aşk bile şaşırıyor kendinden beklenenlere durup kalıyor.
Düz yazı çalışması devam ediyor. Hızlı hızlı beyaz kağıdın üzerine düşen satırları sakinleştikten sonra temize çekiyorum ve kalplere postalıyorum. Gün geliyor adrese ulaşıyor, kapı çalınıyor, içeriden ses gelmeden kapı açılıyor. Önce bir göz öpüşmesi, güzelim boyun kuytularına buseler ve dudaklar buluşuyor bir adım ötede nefesler olduğu halde. O an düşünülmüyor ya da düşünmüyorum. Daha zamanı olduğu söyleniyor, bekleniyor. Salonun L köşesinde I gibi yatılıp gün ağırmadan etrafa gözler armağan ediliyor. Hayatın anları nefes almaya devam ediyor.
Kimsin sorusunun cevabı çok sıkıcı olabilir. O kimi yaşamak gerekiyor. Ne ben tarif edebilirim ne de ürettiklerim. Alırım yaşadığım günleri koynuma, onlarla uyurum mışıl mışıl. Sabah uyandığımda tüm yaşadımlarım o sabah olur. Ne dün ne de yarın. Kimbilir daha neler yazarım? Seni mi ? Ben kendi seni mi yazarım. Karşıdan görünen seni çok güzel yazarım. Kalbinin gülüşünü, gözlerindeki sis perdesini, kafana bir an için uğrayıp giden düşüncelerini ve kendi beğenmediğin tüm noktalarını beğendiğimi yazabilirim. Işin kötüsü bir de metin yazarıyım. Metin yazarı olmadığım günLerde yazdıklarım daha anlamlı gelirdi. Şimdi ise işimde yazmak olduğu için sanırım yazdıklarımın duygusuna dokunmadan önce zaten metin yazarı düşüncesi konuk oluyor insanlara.
Duygularımı katarım nefesimin içine ve öylece içime çekerim hayatın anlarını. An işte adı üstünde an. 24 saat içinde bir an yüzüm güldümü doyum olmaz o güne. Hayatın o anları çok uzun sürmez belki ama sadece o anın bile keyifli olması günü kurtarır. Kimileri anı önemsemez. An, yeterli gelmez, onlar yıl peşindedir, hayat peşindedir. Uzayıp gider koşuşturmalar, çektikçe uzar ve günün birinde bıraktıığında pat diye yüzüne çakar ve çok acıtır. O nedenle, ya sürekli çekeceksin büyüsün gelecekleri kurtarsın diye ya da nokta nokta yaşayacaksın. Keyif noktalarını üstüste ekleyeceksin. Gerektiğinde bir fiske ile yıkıp tekrar tekrar ekleyeceksin.
Canım sevdiğim hanımefendi, sana bugün birşey yazmayacağım. Bütün soruların cevabını her zaman gözlerime baktığında bulacaksın. Yazmamak buysa yazmak ne olur bilinmez.
Sana yakınım
Dokunduğumda
Içine dokunabiliyorum
Yanında rahatım
Kendim olabiliyorum
Sevgimi sana
Armağan edebileceğimi
Biliyorum
Ama
Yine de benim
Sol bileğinde metalik metal bileklik, sağ bileğimde bileğim ve ne takıp ne takmayacağım belli olmayan bir beden. Bedenin hassas bir yerinde içinde sevgi tomurcukları olan bir yürek. Yaşadığımız anların sevgiyle kucaklaşması, tenin tenle konuşması, sarılıp uyumalar, öpücüklerle günaydınlar, deniz kenarında yakamozlar, hafta sonu attaları ve mutluluk bilmeceleri…
16.07.1998
16 Temmuz 1998 Perşembe
4 Temmuz 1998 Cumartesi
Koyunda demirlemiş
Koyunda
demirlemiş
Gelen
gideni ağırlarken
Anlık
ya da an bile olmayan
Birliktelikler
yaşarken
Evine misafir oldum
Bir çift iri gözün
İçlerine süzüldüm
Lokum
bile şaşırdı
Sabah
benimle karşılaşınca
Kim diyebilir hızlı hızlı
Ya da gerekmediği gibi oldu
Gereğin
anlamını kim koydu
Ben
bilmiyorum
Kardeş bir tenle uyudum
Öpücüklerle uyandık
Kırmızı
ışık yansada
Buluşsa
dudağı dudağımla
İsimi konmamış bir anda
Benim taşlığımda
Senin çamlığında
Gördüm seni
Kızırderili bilge ile
Bunlar
şantiye ayakkabılarım
Çok
heyecanlandım sanma
Ve
daha bir çok söz
Gitti
geldi aramızda
Artık sokaklardasın
O anları yaşarken
Yeni
doğmuş bir güneş
Tınılı
koyların üstüne
Koyda
gizli bir mağara
Gizin
içinde sen ve ben
Kimbilir
04.07.1998
27 Haziran 1998 Cumartesi
Uç uç böçeği ile
Uç uç
böceği ile
Avucunun
içindeyken
Göz
göze gelmek
Ve bilmek bir an sonra
Uçup gideceğini
Daha dileğini bile tutmadan
Tıpkı
aşk gibi
Tadına
varmak için
Dilekler
tutmak yerine
Doyasıya
yaşamalı
Bir anda olsa
O anı yaşamalı
Gerisi
Sadece
okunduğu gibi
Gerisi
27.06.1998
Konuşma
Konuşma
Konuştuğunu
duymadığında
Gülme
Kahkahaların odanı
Çınlatmadığında
Koşma
Ya
nefesim yetmezse
Dediğinde
Sevme
Bir bumerang olmasını
Beklediğinde
Düşünme
Aklın
ve sevgin içinde
Olmadığında
Ölme
Karşına çıkacaklardan
Çekindiğinde
Aşık
olma
Koruman
gerektiğine
İnandığında
Yaşama
Kendinle yolda
Karşılaştığında
Eğer
27.06.1998
14 Haziran 1998 Pazar
Bir kuş olsam...
Bir kuş olsam inadına uçmayan bir kuş olurdum. Kocaman kanatlarımı açtığımda, bir albatross olduğumda, gökyüzünde süzülmemi bekleyen kalabalığa şöyle bir bakıp, inadına havalanmazdım gibi geliyor.
Inadına yaşamak sanki bir karşı koyuş, sıradan olmama saplantısı herhalde. Herkese inat birçok kadınla aynı anda birlikte olup, hepsini mutlu edeceğim diye tutturup, belki hepsini mutsuz etmek bana gore bir yapım olsa gerek. Hepsine sıkı sıkı sarıldığımda, bütün dertlerini uçurup, yüzlerine mutluluğu asarım zannetmek. Peki ya yürekleri ? Tek bir insan, tek bir insanla birlikte olduğunda mı mutluluğu yakalar ? benim düşündüğüm gibi çok insanlı ilişkilerde mutluluğa teget bile geçilmez mi ? Hayatımın en çok soru işaretli yazısı olacak herhalde.
Bütün bunları niye yazdığımı anlamışsındır belki de, niye ?
Ah bir bilsem ki, niye ? neden, niçin, niye sorusunun açıklayıcı cevabı da bir soru, niye benim ?
Niçin standart yolları izleyip, mutlu olduğun anların tadını çıkarmak varken herşeyi zorlamak, olmayanın peşine düşüp yorulmak ve yormak. Niye askere gitmezsin be adam ? niye, sevginle bir insanı mutlu etmek varken onu dağıtmaya kalkarsın ? sen kimsin ki birçok insanı aynı anda mutlu edebileceğine inanıyorsun ve inanmakla kalmayıp uyguluyorsun ?
Sana ne diyeceğim ? bana unuttuğum güzellikleri yaşatırken, gözlerine baktığımda mutluluğun içine beni çekerken, özledim dediğinde yüreğimin o anını beynime kazırken ve dün denilen zamanda birlikte olurken. Ve hala seni de yanımda hissederken. Bu dayanılmazlığı nasıl yüreğimde taşıyorum ? herşeyi isteme hakkını nasıl kendimde buluyorum ? Ne bileyim ki bileyim. Hayatın ding dongu sustuğunda, oturup düşünecek vakit olacak mı acaba ? ya hiç susmayacaksa ? Pişirip pişirip önümüze koyacaklarsa yaşadığımız hayatları. Ne peşindeyİm ? Bir İnsan olma inadına, İnsanları üzme yolları keşfetmek ne demek ?
Öncelikle yüreğinden öpüyorum. Sonra bir yürek kıran çekicini sana verip yüreğimi kırmanı istiyorum. Birisinin bunu yapması lazım. Yoksa yine güneşle birlikte doğacağım ve insanlara doğru yol alacağım. Birçok kırgın insanın yüreklerini yüzüme mıhlayacağım. Niçin, nasıl, neden, kim gibi soruların cevaplarını kim verecek bilmiyorum. Çok güzel sözler, yazılar içimde kıpır kıpır dururken bunları yazmak zorunda bırakıyorum kendimi sana karşı.
Diyetim nedir ki ? Kim belirleyebilir, diyetim nedir ?
Bilmiyorum.
Haziran 1998
Inadına yaşamak sanki bir karşı koyuş, sıradan olmama saplantısı herhalde. Herkese inat birçok kadınla aynı anda birlikte olup, hepsini mutlu edeceğim diye tutturup, belki hepsini mutsuz etmek bana gore bir yapım olsa gerek. Hepsine sıkı sıkı sarıldığımda, bütün dertlerini uçurup, yüzlerine mutluluğu asarım zannetmek. Peki ya yürekleri ? Tek bir insan, tek bir insanla birlikte olduğunda mı mutluluğu yakalar ? benim düşündüğüm gibi çok insanlı ilişkilerde mutluluğa teget bile geçilmez mi ? Hayatımın en çok soru işaretli yazısı olacak herhalde.
Bütün bunları niye yazdığımı anlamışsındır belki de, niye ?
Ah bir bilsem ki, niye ? neden, niçin, niye sorusunun açıklayıcı cevabı da bir soru, niye benim ?
Niçin standart yolları izleyip, mutlu olduğun anların tadını çıkarmak varken herşeyi zorlamak, olmayanın peşine düşüp yorulmak ve yormak. Niye askere gitmezsin be adam ? niye, sevginle bir insanı mutlu etmek varken onu dağıtmaya kalkarsın ? sen kimsin ki birçok insanı aynı anda mutlu edebileceğine inanıyorsun ve inanmakla kalmayıp uyguluyorsun ?
Sana ne diyeceğim ? bana unuttuğum güzellikleri yaşatırken, gözlerine baktığımda mutluluğun içine beni çekerken, özledim dediğinde yüreğimin o anını beynime kazırken ve dün denilen zamanda birlikte olurken. Ve hala seni de yanımda hissederken. Bu dayanılmazlığı nasıl yüreğimde taşıyorum ? herşeyi isteme hakkını nasıl kendimde buluyorum ? Ne bileyim ki bileyim. Hayatın ding dongu sustuğunda, oturup düşünecek vakit olacak mı acaba ? ya hiç susmayacaksa ? Pişirip pişirip önümüze koyacaklarsa yaşadığımız hayatları. Ne peşindeyİm ? Bir İnsan olma inadına, İnsanları üzme yolları keşfetmek ne demek ?
Öncelikle yüreğinden öpüyorum. Sonra bir yürek kıran çekicini sana verip yüreğimi kırmanı istiyorum. Birisinin bunu yapması lazım. Yoksa yine güneşle birlikte doğacağım ve insanlara doğru yol alacağım. Birçok kırgın insanın yüreklerini yüzüme mıhlayacağım. Niçin, nasıl, neden, kim gibi soruların cevaplarını kim verecek bilmiyorum. Çok güzel sözler, yazılar içimde kıpır kıpır dururken bunları yazmak zorunda bırakıyorum kendimi sana karşı.
Diyetim nedir ki ? Kim belirleyebilir, diyetim nedir ?
Bilmiyorum.
Haziran 1998
10 Mart 1998 Salı
Dikiliyorum ölüme
Dikiliyorum
ölüme
Yüreğimde
elma şekeri
Ellerimde
babamın elleri
Yine
gözyaşları
Bilinmeyen
mezara doğru
Seni duyamadım
Kendimi duyuramadım
Gözyaşlarım
kapıya dayanıyor
Ağlamayacağım
Sana seslenemedim
Yüreğimde taşıdığım halde
Ulaştıramadım
Yetişemedim
Sana
yetişemedim
Bir kol uzatımıydı
Uzatamadım
Bilemedim
Sevgimi
sana göstermeyi
Ölüm geldi
Buyur ettin onu içeri
Ahmet
diye çınladı
Yürek
derinliklerim
Yürüdüm
ağladım yürüdüm
Tek değer sevgiydi
Hep içimde kucakladım
Neden
Sıradan
olanı bile
Kucaklar dolusu
Kucaklarken
Kucağıma sığdıramadım
Öylesine
bakıyorsun karşıdan
Biliyorsun
beni
Böyleyim
Gün gelecek
Ben de bakacağım
Seni
seviyorum
Yine
geleceğim
10.03.1998
9 Mart 1998 Pazartesi
Hiçbir iskeleye yanaşmadan
Hiçbir
iskeleye yanaşmadan
Sürekli
gidip gelen
Şehir
hatları vapuru gibiyiz
Soluklanmanın
tadına varmadan
Telaş satın alıyoruz
Yoruluyoruz
Bacamızdan
mutluluk dumanları
Sirenimizden
Aşk
şarkıları yayıyoruz
İstanbul’
un tenine
Sadece sana işaret veren
Deniz feneri
gibiyim
Ufukta
seni gördüm mü
Mutluluk
ışıkları sunuyorum
Gözün
alamadığı mesafelerce
Uçsuz
bucaksız denizlere
Senin yokluğunda
Aşkın karanlık girdaplarında
Körebe oynuyorum
Gözüm açık olduğu halde
Aşk
dışı hayatımda
Mutluluk
tınıları yaşıyorum
O
bedenden diğerine
Sıkıntıları
satın alıp
Neşeyle
takas ediyorum
Ve yaşıyorum
Seninleyken
aşkımın
Değilken
yalnızlığımın
Keyfini
çıkarıyorum
Evet
yaşıyorum
09.03.1998
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)