Bir horoz ötüyor, yeni bir gün başlıyor.
Kimbilir yeni bir güne umutla bakmak için neler yapmaya çalışıyor insanlar. Ben çok şanslıyım, hayatın içindeki tek bir gün yetti umutla yaşamama...
Sonbahar yapraklarının kırmızısı gökyüzünden ayrıldı, toprağın üstündeki son dinlenme yerine doğru gözyaşları ile elele ulaştılar. Kasım ayı diğerlerinden sıyrıldı, sayılı günlerden ikincisi mutluluk kokularını sundu dünyaya.
Kimselerin haberi yoktu, yaşama eklenen kocaman gözlerden.
Doğa canlandı.
Uzayın kara delikleri havayi fişek gösterileri yaşadılar içlerinde.
Kimdi bu güzel yürek?
Bir kız çocuğu,
tüm solukları, düşünceleri, sevgisi, umutlarıyla sarmaladı dünyayı.
İnsanlar beklediler. Kız çocuğu güzellikleriyle büyüdü.
Korunması gerekeni korudu, paylaşması gerekeni paylaştı.
İnsan olmanın onurunu bir bakışıyla anlattı.
Ulaşılmaz insanlar vardır düşüncelerde, akıllara bile gelmez…
İki kasım günü yüreğime geldi. Hoşgeldi ve sevgiler getirdi.
O benim canımın içi, yaşamaya değer ne kaldı sorumun cevabı, insan olmayı, erkek olmayı, çocuk olmayı, sevgi olmayı onunla doyasıya yaşadım.
Sonbaharın kırmızı yaprakları taşıdı onu hayatıma.
Dayanılmaz bir mükemmelliği var. Diyorum ya, o benim canımın içi.
Kendi aklımın aldığınca düşündüğümde, gerçeğe dönüştürdüğüm
güzel hayallerimin bütünü.
Doğdu. Beni doğurdu. Birlikte büyüyoruz.
O benim altımı değiştirdi, ben de onunkini. İlk dişimiz birlikte çıktı.
İlk taytayı birlikte başardık. İlk sözümüz sevgi oldu. Aynı sırada okuduk.
Aynı yatakta gelişiyoruz. Herşeyimiziz.
Doğulan bir günün anlamı, o gün ile sevgini paylaştığında büyüyor…büyüyor…büyüyor…
Sevgilim, doğum günü bebeğim benim, neler söylemeli, neler yazmalı sevginin üstüne, hepsini birbirine eklemeli ve sana ulaştırmaya çalışmalı gibi geliyor.
Bugün.
Bir sevginin doğum günü aynı zamanda.
Taa o zamandan verilmiş mutluluk sözü var aramızda ve o mutluluğu paylaşma, yürekleri güldürme, hayata ekleme sözü var. Kaç dolunay birbirini kovalar, bir martı denize doğru kaç defa süzülür, günebakan kaç defa yüzünü çevirir, yaşam gereğini yapar ve sürer gider. Hem de bizim sevgimizle beraber sonsuza ilerler.
Sevgilim,
okyanusu ile buluşamayan, kısılmış kalmış bir nehirdim ve kollarını açtın hayatıma, buluştuğum okyanusum oldun. O nedenle bugün en çok benim için anlamlı. Ve bu anlamı birlikte yaşattığımız için çok mutluyum.
İyi ki doğdun sevgilim.
1998
1998 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1998 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Kasım 1998 Pazartesi
9 Ekim 1998 Cuma
Hayatın içine
Hayatın içine,
bilinmeyen bir uzaklıktan, yine bilinmeyen bir hızla düştüm.
Zıplaya zıplaya hayatın dokusunda belirsiz serüvenler yaşadım.
Kiminde izler bıraktım, kiminde umursanmadım ama unutulmadım.
En sonunda zıp zıp olmanın zıplamaktan başka bir şeyi zıplatmadığını tüm görkemi ile bana hissettiren, doya doya yaşatan, mutlu sonlar yaşatıp tekrar doğurtan insanla yürekleştim.
Senden bahsediyorum canım sevdiğim.
Hayat yine kendine göre yaşamaya devam ediyor. Biz ise hayatın içinde kafalarının üzerinde sevgi haresi olan, içiçe geçmiş yürekli, sevgi dolu, dost, insan ve her gün yeniden doğan aşk ile yoğrulmuş olarak yaşıyoruz.
Sevdalım,
zaman bizi nerelere götürür, kaç tane göktaşı son yerlerini terkeder, dolunay ile kaç defa karşılaşırız, ylıdızlar gerçekten kaysa bile tutulacak dilekleri önceden yaşamış olmanın doyumu ile seyirlerine dalarız, teknenin ardında bıraktığı izleri şehir içinde peşimizden sürükleriz.
Seni seviyorum sözcüğü dudaklarımın arasından yüreğine uzanıp orada ikamet eder ve hayat seninle soluk aldığımızda umut olarak yaşamını sürdürür.
Seni sevebilmenin
Dokunabilmenin
Özlemenin
Kavuşmanın
Esiriyim
Seninim
1998
bilinmeyen bir uzaklıktan, yine bilinmeyen bir hızla düştüm.
Zıplaya zıplaya hayatın dokusunda belirsiz serüvenler yaşadım.
Kiminde izler bıraktım, kiminde umursanmadım ama unutulmadım.
En sonunda zıp zıp olmanın zıplamaktan başka bir şeyi zıplatmadığını tüm görkemi ile bana hissettiren, doya doya yaşatan, mutlu sonlar yaşatıp tekrar doğurtan insanla yürekleştim.
Senden bahsediyorum canım sevdiğim.
Hayat yine kendine göre yaşamaya devam ediyor. Biz ise hayatın içinde kafalarının üzerinde sevgi haresi olan, içiçe geçmiş yürekli, sevgi dolu, dost, insan ve her gün yeniden doğan aşk ile yoğrulmuş olarak yaşıyoruz.
Sevdalım,
zaman bizi nerelere götürür, kaç tane göktaşı son yerlerini terkeder, dolunay ile kaç defa karşılaşırız, ylıdızlar gerçekten kaysa bile tutulacak dilekleri önceden yaşamış olmanın doyumu ile seyirlerine dalarız, teknenin ardında bıraktığı izleri şehir içinde peşimizden sürükleriz.
Seni seviyorum sözcüğü dudaklarımın arasından yüreğine uzanıp orada ikamet eder ve hayat seninle soluk aldığımızda umut olarak yaşamını sürdürür.
Seni sevebilmenin
Dokunabilmenin
Özlemenin
Kavuşmanın
Esiriyim
Seninim
1998
1 Ekim 1998 Perşembe
Yürekler düşüyor gökyüzünden
Yürekler düşüyor gökyüzünden, bir havuzda toplanıyor, insanların ellerinde kepçeler topluyorlar, kimine s, kimine m, kimine l, kimine xl, kimine xxl…
Canımın niçin canlı olduğunu düşünmediğim, tenime yaklaşabilecek kadar güler yüzlü tenleri reddetmediğim, yarının ise beş harfli bir kelime olmasının dışında bana bir anlam ifade etmediği, birden çok insanla ilişkiler içinde olacağım kalabalığımla birlikte yüzlerimizde gülücükler açtırarak, şifalı suların altında yatarak topraktan gök tarafına doğru büyüyeceğimiz bir ortam umut ettiğim…
Üzerine birilerinin rakamlar yazdığı ve diğerlerinin sürekli peşlerinden koştuğu değer adı verilen değerlere teyet geçmediğim, böyle yapmamalı ya da yapmalı gibi meli mazlı takıları önümden resmi geçit yaptırmadığım, yüreğimde tomurcuklanıp yüzümden sevgi olarak yayılan sıcaklığa sonsuz güvendiğim, içimde ikamet eden duygularımı karşı yüreklere fırlattığımda bana doğru geri dönen ya da orada kalan bölümüyle beslenip toraman bir çocuk olduğum, ve yazılası sayfalarca dip not, sığ notlarıda buralara yazmadığım bir ben vardı düzenler yuvarlağında…
Ve,
İki kasım bindokuzyüzaltmışsekiz günü fırtına sonrası yoğun seslilik ortamında ınga dedikten sonra içime düşen yürek ile karşılaştığımdaki
dip ve sığ notlarım…
İyi ki doğdun
Umuttun
Gelecektin
Mutluluktun
Hayattın
Nefestin
Ve dört temmuz günü herkeslerden aldım seni, benim umudum, benim geleceğim, benim mutluluğum, benim hayatım, benim nefesim ol istedim…
Ve aşj+1, kimin yüreğinin gücü yeter herkesin anlayacağı bir tonda onu anlatmaya, kimi gün yordum yoruldum, kimi gün aşj+1ımı sundum…
Belirli olmayan bir yerde bir kafa saklı, o kafayı benim sakladığım söyleniyor ben de kabul ediyorum, peki nerede …
Ve aşj+1, aşığım, senin yanında mutluluğun pofuduk bulutlarından aşağıdaki karmaşayı seyredip doyasıya seni yaşıyorum, yokluğunda aşağıdaki karmaşa ile aynı seviyede olup karmaşaya karmaşa eklemenin enerjisini yaşıyorum, belki bu nedenle seni hep yanımda istiyorum, enerji fazlamla seni çarpmayayım diye…
Ben de düşünüyorum senin ve benim her anımızı işgal etmeyelim diye ve biliyorum ki o durumda daha da keyifli döneceğiz birbirimize, ama beni boş bırakmaya gelmeyebilir, fazla topladığım enerji ile çarpılabiliriz…
Özgürlük uğruna elimde olmayanları bile feda ederken senin esirin olmayı niye seçiyorum bilemiyorum ama seni seviyorum…
İşte böyle bir durumdayız ve aşj+1ımızın soluk alışı çok güzel, bir kuş uçumu uzakta olmak ya da çok uzaklarda olmanın önemi yok.
Sen+ben+biz = Aşj+1
1998
Canımın niçin canlı olduğunu düşünmediğim, tenime yaklaşabilecek kadar güler yüzlü tenleri reddetmediğim, yarının ise beş harfli bir kelime olmasının dışında bana bir anlam ifade etmediği, birden çok insanla ilişkiler içinde olacağım kalabalığımla birlikte yüzlerimizde gülücükler açtırarak, şifalı suların altında yatarak topraktan gök tarafına doğru büyüyeceğimiz bir ortam umut ettiğim…
Üzerine birilerinin rakamlar yazdığı ve diğerlerinin sürekli peşlerinden koştuğu değer adı verilen değerlere teyet geçmediğim, böyle yapmamalı ya da yapmalı gibi meli mazlı takıları önümden resmi geçit yaptırmadığım, yüreğimde tomurcuklanıp yüzümden sevgi olarak yayılan sıcaklığa sonsuz güvendiğim, içimde ikamet eden duygularımı karşı yüreklere fırlattığımda bana doğru geri dönen ya da orada kalan bölümüyle beslenip toraman bir çocuk olduğum, ve yazılası sayfalarca dip not, sığ notlarıda buralara yazmadığım bir ben vardı düzenler yuvarlağında…
Ve,
İki kasım bindokuzyüzaltmışsekiz günü fırtına sonrası yoğun seslilik ortamında ınga dedikten sonra içime düşen yürek ile karşılaştığımdaki
dip ve sığ notlarım…
İyi ki doğdun
Umuttun
Gelecektin
Mutluluktun
Hayattın
Nefestin
Ve dört temmuz günü herkeslerden aldım seni, benim umudum, benim geleceğim, benim mutluluğum, benim hayatım, benim nefesim ol istedim…
Ve aşj+1, kimin yüreğinin gücü yeter herkesin anlayacağı bir tonda onu anlatmaya, kimi gün yordum yoruldum, kimi gün aşj+1ımı sundum…
Belirli olmayan bir yerde bir kafa saklı, o kafayı benim sakladığım söyleniyor ben de kabul ediyorum, peki nerede …
Ve aşj+1, aşığım, senin yanında mutluluğun pofuduk bulutlarından aşağıdaki karmaşayı seyredip doyasıya seni yaşıyorum, yokluğunda aşağıdaki karmaşa ile aynı seviyede olup karmaşaya karmaşa eklemenin enerjisini yaşıyorum, belki bu nedenle seni hep yanımda istiyorum, enerji fazlamla seni çarpmayayım diye…
Ben de düşünüyorum senin ve benim her anımızı işgal etmeyelim diye ve biliyorum ki o durumda daha da keyifli döneceğiz birbirimize, ama beni boş bırakmaya gelmeyebilir, fazla topladığım enerji ile çarpılabiliriz…
Özgürlük uğruna elimde olmayanları bile feda ederken senin esirin olmayı niye seçiyorum bilemiyorum ama seni seviyorum…
İşte böyle bir durumdayız ve aşj+1ımızın soluk alışı çok güzel, bir kuş uçumu uzakta olmak ya da çok uzaklarda olmanın önemi yok.
Sen+ben+biz = Aşj+1
1998
20 Ağustos 1998 Perşembe
Denizin sesini
Denizin
sesini
Getiren
dalgalar
Mutluluğun ritmini
Kulağıma fısıldayan rüzgar
Alın
yüreğimi
Götürün
sevdiğime
Bir
martının koynunda
19.08.1998
14 Haziran 1998 Pazar
Bir kuş olsam...
Bir kuş olsam inadına uçmayan bir kuş olurdum. Kocaman kanatlarımı açtığımda, bir albatross olduğumda, gökyüzünde süzülmemi bekleyen kalabalığa şöyle bir bakıp, inadına havalanmazdım gibi geliyor.
Inadına yaşamak sanki bir karşı koyuş, sıradan olmama saplantısı herhalde. Herkese inat birçok kadınla aynı anda birlikte olup, hepsini mutlu edeceğim diye tutturup, belki hepsini mutsuz etmek bana gore bir yapım olsa gerek. Hepsine sıkı sıkı sarıldığımda, bütün dertlerini uçurup, yüzlerine mutluluğu asarım zannetmek. Peki ya yürekleri ? Tek bir insan, tek bir insanla birlikte olduğunda mı mutluluğu yakalar ? benim düşündüğüm gibi çok insanlı ilişkilerde mutluluğa teget bile geçilmez mi ? Hayatımın en çok soru işaretli yazısı olacak herhalde.
Bütün bunları niye yazdığımı anlamışsındır belki de, niye ?
Ah bir bilsem ki, niye ? neden, niçin, niye sorusunun açıklayıcı cevabı da bir soru, niye benim ?
Niçin standart yolları izleyip, mutlu olduğun anların tadını çıkarmak varken herşeyi zorlamak, olmayanın peşine düşüp yorulmak ve yormak. Niye askere gitmezsin be adam ? niye, sevginle bir insanı mutlu etmek varken onu dağıtmaya kalkarsın ? sen kimsin ki birçok insanı aynı anda mutlu edebileceğine inanıyorsun ve inanmakla kalmayıp uyguluyorsun ?
Sana ne diyeceğim ? bana unuttuğum güzellikleri yaşatırken, gözlerine baktığımda mutluluğun içine beni çekerken, özledim dediğinde yüreğimin o anını beynime kazırken ve dün denilen zamanda birlikte olurken. Ve hala seni de yanımda hissederken. Bu dayanılmazlığı nasıl yüreğimde taşıyorum ? herşeyi isteme hakkını nasıl kendimde buluyorum ? Ne bileyim ki bileyim. Hayatın ding dongu sustuğunda, oturup düşünecek vakit olacak mı acaba ? ya hiç susmayacaksa ? Pişirip pişirip önümüze koyacaklarsa yaşadığımız hayatları. Ne peşindeyİm ? Bir İnsan olma inadına, İnsanları üzme yolları keşfetmek ne demek ?
Öncelikle yüreğinden öpüyorum. Sonra bir yürek kıran çekicini sana verip yüreğimi kırmanı istiyorum. Birisinin bunu yapması lazım. Yoksa yine güneşle birlikte doğacağım ve insanlara doğru yol alacağım. Birçok kırgın insanın yüreklerini yüzüme mıhlayacağım. Niçin, nasıl, neden, kim gibi soruların cevaplarını kim verecek bilmiyorum. Çok güzel sözler, yazılar içimde kıpır kıpır dururken bunları yazmak zorunda bırakıyorum kendimi sana karşı.
Diyetim nedir ki ? Kim belirleyebilir, diyetim nedir ?
Bilmiyorum.
Haziran 1998
Inadına yaşamak sanki bir karşı koyuş, sıradan olmama saplantısı herhalde. Herkese inat birçok kadınla aynı anda birlikte olup, hepsini mutlu edeceğim diye tutturup, belki hepsini mutsuz etmek bana gore bir yapım olsa gerek. Hepsine sıkı sıkı sarıldığımda, bütün dertlerini uçurup, yüzlerine mutluluğu asarım zannetmek. Peki ya yürekleri ? Tek bir insan, tek bir insanla birlikte olduğunda mı mutluluğu yakalar ? benim düşündüğüm gibi çok insanlı ilişkilerde mutluluğa teget bile geçilmez mi ? Hayatımın en çok soru işaretli yazısı olacak herhalde.
Bütün bunları niye yazdığımı anlamışsındır belki de, niye ?
Ah bir bilsem ki, niye ? neden, niçin, niye sorusunun açıklayıcı cevabı da bir soru, niye benim ?
Niçin standart yolları izleyip, mutlu olduğun anların tadını çıkarmak varken herşeyi zorlamak, olmayanın peşine düşüp yorulmak ve yormak. Niye askere gitmezsin be adam ? niye, sevginle bir insanı mutlu etmek varken onu dağıtmaya kalkarsın ? sen kimsin ki birçok insanı aynı anda mutlu edebileceğine inanıyorsun ve inanmakla kalmayıp uyguluyorsun ?
Sana ne diyeceğim ? bana unuttuğum güzellikleri yaşatırken, gözlerine baktığımda mutluluğun içine beni çekerken, özledim dediğinde yüreğimin o anını beynime kazırken ve dün denilen zamanda birlikte olurken. Ve hala seni de yanımda hissederken. Bu dayanılmazlığı nasıl yüreğimde taşıyorum ? herşeyi isteme hakkını nasıl kendimde buluyorum ? Ne bileyim ki bileyim. Hayatın ding dongu sustuğunda, oturup düşünecek vakit olacak mı acaba ? ya hiç susmayacaksa ? Pişirip pişirip önümüze koyacaklarsa yaşadığımız hayatları. Ne peşindeyİm ? Bir İnsan olma inadına, İnsanları üzme yolları keşfetmek ne demek ?
Öncelikle yüreğinden öpüyorum. Sonra bir yürek kıran çekicini sana verip yüreğimi kırmanı istiyorum. Birisinin bunu yapması lazım. Yoksa yine güneşle birlikte doğacağım ve insanlara doğru yol alacağım. Birçok kırgın insanın yüreklerini yüzüme mıhlayacağım. Niçin, nasıl, neden, kim gibi soruların cevaplarını kim verecek bilmiyorum. Çok güzel sözler, yazılar içimde kıpır kıpır dururken bunları yazmak zorunda bırakıyorum kendimi sana karşı.
Diyetim nedir ki ? Kim belirleyebilir, diyetim nedir ?
Bilmiyorum.
Haziran 1998
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)