23 Ocak 1993 Cumartesi

Yağmurlu kuru bir ayda

Yağmurlu kuru bir ayda
Gün doğumu zamanında
                    Yalınlı bir ayakla birlikte
                    Sallantılı tahta köprüde
                    Büyülenmiştim büyülü kadına
Geçmek bilmezdi güneş
Bulutların arkasına
                    Gölgede saklayabilirdim
                    En derin hatalarımı
                    Büyücü güzel kadından
Beni benden aldığı gibi
Yeni bir ben adapte etti bana
                    Sallanmıyordu sallantılı köprü
                    Büyücü kadın kaf dağının
                    Eteklerine oturmuştu
Benden alınan ben
Tekrar dönmüştü vücuduma
                    Ama büyülü büyücü kadın
                    Tabi ki
                    Kaf dağının eteklerinde
                    Mutluydu mutluluğuyla
Oysa ben

22.01.1993

20 Ocak 1993 Çarşamba

Gecikmiş umutlar vardır

Gecikmiş umutlar vardır
Rötarlı uçaklara benzemezler
Düş kırıklıklarına yol açarlar
Belirli süre sonunda
Havalanamadıkları için
                    Mutluluk pervaneleri vardır
                    Ekseni etrafında döndükçe
                    Mutsuzluk rüzgarları yaparlar
Karamsar karalar vardır
Mavilere hiç benzemezler
Adamın içini karartırlar
                    Mutluluğun bir rengi vardır
                    Bence mavi olabilir
                    Pantonesini bilmediğim
                    Mat ya da parlak
İnsanlar vardır insan olan
Düşleriyle uyuyan
Gerçekleriyle uyanan
Zaman geçmek bilmez
Düş gerçek çizgilerinde
                    Kimseler yoktur
                    Kimsenin olmadığı yerde
Ve diye yazar şair
Ve nin gerisini
Okuyanlar doldursun diye
Ve

20.01.1993

Kansız bir savaş diledik

Kansız bir savaş diledik
Kıpkırmızı nehrin kenarında
                    Şeytanla aynı masaya oturduk
                    Kendine yeni yerler bulsun diye
                    Pazarlık yaptık
Kıpkırmızı bir gün batımında
Mutluluğun hayallerine daldık
Tüpsüzdük vurgun yedik
                    İnsanların elinde diye düşündük
                    İnsan olmak
Beyaz soğuk mermer merdivende
Kırmızı ayak izi gördük
                    Çok anlamlar verdi bize
                    Hepsini kulak arkası ettik
Kendi gerçeğimizi kendimiz yarattık
İnandık savunduk bellice
Dürüsttük
                    Mutluluk verdik kendimizle beraber
                    Ama huzur islamda
                    Taksilerine binmedik bekledik
Sadece kendimizi kurtarmak
Yetti bize korktuk belki
                    Çok güzel kandırdık kendimizi
                    Örnek insan olduk onlarca
Güzel bir kır çiçeği
Gölgesine saklandık
Gözyaşlarımızla suladık çiçeği
Solupta gözler önüne
Çıkmayalım diye
                    Meğerse arkadan gözüküyormuşuz

20.01.1993

Zor kelimeler bulmaya çalıştı

Zor kelimeler bulmaya çalıştı
Anlaşılamayan insanı oynarken
Her zaman farklı olmalıydı
Çözülmesi imkansız
Ve de insan
                    Mutluluktu istediği
                    Canlı cansız hesabı yapmadan
                    Direnme gücü olduğuna inandı
                    Tramvayın koluna asılıyken
Zaman içindeki zamanlardan
Bir zamanda
Karmaşık bir beyinle yaşadığını
Karmaşadan sadeliğe ulaşamadığı
Belli uyumlara uyamadığı
Ama nedense yaşamı sevdiğini
Ve bunu da anlamadığını
Anladı
                    Ne yapmalıyım demedi
                    Her karmaşa bir sadeliğe eşitti
                    İster tahta sandalye
                    İsterse sosisli sandviç
                    Hepsi hepsiydi
Günler tabi ki günlerin peşindeydi
Uygun gün bulamayanlar
Uygun aylar aradılar
                    Arayışta tabi ki bitmiyordu
                    Sayısız günler mevcuttu
                    Ne yapalım demedi
                    Yaşadı

20.01.1993