24 Temmuz 1998 Cuma

Bir ağacın

Bir ağacın
Köklerinden yola çıkıp
Dallarının ucuna
                    Oradanda mis kokulu
                    Çiçeklerin nefesiyle
                    Rüzgarla kolkola
Sevda diyarlarında
Yürek doğumu zamanında
Anlam olmak dünyaya
                    Güz yapraklarının damarları
                    Kalbim ile soluk aldığında
İlkbahar merhaba dedi
Gözlerim gözlerinin duygusunda
                    Bütün dünyanın çiçekleri
                    Kokularıyla elele
                    Dokundular sevgili tenine

24.07.1998

18 Temmuz 1998 Cumartesi

Uzun yıllar areneya çıkmamış

Uzun yıllar areneya çıkmamış
Emekli olmuş bir gladyatördüm
                    Aşkın aslanlarını rüyada gören
                    Kalbine yapay ısılar dokunduran
Şatosunun kulesinden
Sonsuz boşluklarda göz sektiren
                    Yarım yürekli bir adamdım
Karanlıkta gördüğüm büyülü gözler
Büyülü güzelim yüz
Tuttu sıcacık elleriyle
Geçti yüreklerimiz içiçe
                    Tek yürekli aşık olduk
                    Sevda yazılarının koynunda
Evet canım bizden söz ediyorum
Bilmiyorum içimdeki sevgimi
Kalbine dokundurabiliyor muyum
                    Bugünlerde en iyi bildiğim
                    Tenin tenime değdiğinde
                    Aşkın aşkımı sarmaladığında
                    Geleceğin geleceğimle buluştuğunda
Gözlerin gözlerimi yakaladığında
Acıların acılarımı acıttığında
Yorgunluğun yorgunluğumu dinginleştirdiğinde
Sessizliğin sessizliğimi dile getirdiğinde
                    Nefesin nefesimle koklaştığında
                    Dudağın dudağımla seviştiğinde
                    Ayrılığın ayrılığımla vedalaştığında
                    Özgürlüğün özgürlüğümle bütünleştiğinde
Bugünün bugünümle zamanlaştığında
Benliğim benliğinle kendini bulduğunda
Yüreğin yüreğimle içiçe olduğunda
Soluk alıyorum
                    Seni seviyorum

18.07.1998

16 Temmuz 1998 Perşembe

Gökyüzündeki...

Gökyüzündeki yıldızların göz kırpışlarını gizleyen yeşil yaprakların arasından sızan beyaz aydınlığın içindeki bir karede görünmüştün. Kimi aradığını bilmeyen gözlerle, kimi aradığına emin aklınla etrafını izleyen iri gözlerini ne zaman farkettiğimi hatırlamıyorum. Bizim masadan yükselen bir sese doğru baktığında ben de sana bakmıştım herhalde.

Hayatın içinde varolan anları doyasıya yaşamak isteği insanı çoğu zaman hiç birşey yapmamaya götürüyor. Doyasıya bir aşk yaşamak istediğinde aşkının peşine birçok şey takman gerekiyor. Belki gelecek belki de dünden sana katılan birçok şey ve şeycikler. Kanıt isteniyor, gerekirse belgelensin deniyor. Aşk bile şaşırıyor kendinden beklenenlere durup kalıyor.

Düz yazı çalışması devam ediyor. Hızlı hızlı beyaz kağıdın üzerine düşen satırları sakinleştikten sonra temize çekiyorum ve kalplere postalıyorum. Gün geliyor adrese ulaşıyor, kapı çalınıyor, içeriden ses gelmeden kapı açılıyor. Önce bir göz öpüşmesi, güzelim boyun kuytularına buseler ve dudaklar buluşuyor bir adım ötede nefesler olduğu halde. O an düşünülmüyor ya da düşünmüyorum. Daha zamanı olduğu söyleniyor, bekleniyor. Salonun L köşesinde I gibi yatılıp gün ağırmadan etrafa gözler armağan ediliyor. Hayatın anları nefes almaya devam ediyor.

Kimsin sorusunun cevabı çok sıkıcı olabilir. O kimi yaşamak gerekiyor. Ne ben tarif edebilirim ne de ürettiklerim. Alırım yaşadığım günleri koynuma, onlarla uyurum mışıl mışıl. Sabah uyandığımda tüm yaşadımlarım o sabah olur. Ne dün ne de yarın. Kimbilir daha neler yazarım? Seni mi ? Ben kendi seni mi yazarım. Karşıdan görünen seni çok güzel yazarım. Kalbinin gülüşünü, gözlerindeki sis perdesini, kafana bir an için uğrayıp giden düşüncelerini ve kendi beğenmediğin tüm noktalarını beğendiğimi yazabilirim. Işin kötüsü bir de metin yazarıyım. Metin yazarı olmadığım günLerde yazdıklarım daha anlamlı gelirdi. Şimdi ise işimde yazmak olduğu için sanırım yazdıklarımın duygusuna dokunmadan önce zaten metin yazarı düşüncesi konuk oluyor insanlara.

Duygularımı katarım nefesimin içine ve öylece içime çekerim hayatın anlarını. An işte adı üstünde an. 24 saat içinde bir an yüzüm güldümü doyum olmaz o güne. Hayatın o anları çok uzun sürmez belki ama sadece o anın bile keyifli olması günü kurtarır. Kimileri anı önemsemez. An, yeterli gelmez, onlar yıl peşindedir, hayat peşindedir. Uzayıp gider koşuşturmalar, çektikçe uzar ve günün birinde bıraktıığında pat diye yüzüne çakar ve çok acıtır. O nedenle, ya sürekli çekeceksin büyüsün gelecekleri kurtarsın diye ya da nokta nokta yaşayacaksın. Keyif noktalarını üstüste ekleyeceksin. Gerektiğinde bir fiske ile yıkıp tekrar tekrar ekleyeceksin.

Canım sevdiğim hanımefendi, sana bugün birşey yazmayacağım. Bütün soruların cevabını her zaman gözlerime baktığında bulacaksın. Yazmamak buysa yazmak ne olur bilinmez.

Sana yakınım
Dokunduğumda
Içine dokunabiliyorum
Yanında rahatım
Kendim olabiliyorum
Sevgimi sana
Armağan edebileceğimi
Biliyorum
Ama
Yine de benim

Sol bileğinde metalik metal bileklik, sağ bileğimde bileğim ve ne takıp ne takmayacağım belli olmayan bir beden. Bedenin hassas bir yerinde içinde sevgi tomurcukları olan bir yürek. Yaşadığımız anların sevgiyle kucaklaşması, tenin tenle konuşması, sarılıp uyumalar, öpücüklerle günaydınlar, deniz kenarında yakamozlar, hafta sonu attaları ve mutluluk bilmeceleri…


16.07.1998

4 Temmuz 1998 Cumartesi

Koyunda demirlemiş

Koyunda demirlemiş
Gelen gideni ağırlarken
Anlık ya da an bile olmayan
Birliktelikler yaşarken
                    Evine misafir oldum
                    Bir çift iri gözün
                    İçlerine süzüldüm
Lokum bile şaşırdı
Sabah benimle karşılaşınca
                    Kim diyebilir hızlı hızlı
                    Ya da gerekmediği gibi oldu
Gereğin anlamını kim koydu
Ben bilmiyorum
                    Kardeş bir tenle uyudum
                    Öpücüklerle uyandık
Kırmızı ışık yansada
Buluşsa dudağı dudağımla
                    İsimi konmamış bir anda
                    Benim taşlığımda
                    Senin çamlığında
                    Gördüm seni
                    Kızırderili bilge ile
Bunlar şantiye ayakkabılarım
Çok heyecanlandım sanma
Ve daha bir çok söz
Gitti geldi aramızda
                    Artık sokaklardasın
                    O anları yaşarken
Yeni doğmuş bir güneş
Tınılı koyların üstüne
Koyda gizli bir mağara
Gizin içinde sen ve ben
                    Kimbilir

04.07.1998