15 Mayıs 1996 Çarşamba

İçi boş bir kalemle

İçi boş bir kalemle
Yazılar yazıyorum
Bir başka kimsenin
Okuyamadığı
                    Bir gün diyorum
                    Okuyabilecek birisi
Bir kadın olmalı
Gibi geliyor
                    Kendimcesine aşık olduğum

15.05.1996

Yol üstündeki izler

Yol üstündeki izler
Takip edildiğinde
             Ulaştırmıyordu
                    Bir tek çizen ulaşmıştı
                    Yol üstündeki çizgileri

15.05.1996

Aldı başını gitti çocuk

             Aldı başını gitti çocuk
Uçan balonun peşinden
                    Göz yaşları cebinde
                    Hüznü ise gözlerinde
Tıpkı balon gibi
Ufukta kayboldu
             Balonsuz çocuk

15.05.1996

28 Mart 1996 Perşembe

Kaçan günleri yakalayıp...

Kaçan günleri yakalayıp gerekli duruşmalarını yaptıktan sonra, kaybettirdikleri mutluluk x 3.5 kere kımıldamama cezası verildi. Bu, kaçan günler adına gerçekten umulmadık bir süreydi. Niçin kaçmışlardı ya da nereye gitmişlerdi, kaçıp ortadan kalboyduktan sonra. Bunları ne zaman öğreneceğiz bilemiyorum. Kendi kaçan günlerimi düşündüğümde nerede olduklarını bildiğim hatırlatılıyor beynimdeki bir noktaya. Benim kaçan günlerim tam karşıma kaçmışlardı ve gülümsüyorlardı.
Kaçacakları zamanı hep onlara kendim veriyorum. Bazı anlarda kendimle ilgili kararsız kalıyorum. Yapmam gerekeni bildiğim halde, bir tarafımı bilmiyormuş havasına sokuyorum ve kaçıyor küçük bir anı değerlendiren günler. Biliyorsan eğer neleri kaçırdığını ve başabaş noktalarını denk getirebiliyorsan, duruşmaya gerek olmadan, kaçan günleri cezalandırmadan kendin hallediyorsun kendini.
Kendini sevmekle başlayan diğer insanları sevmekle yol alıyor. Her geçirilen günlerle beraber artıyor ya da azalıyorum. Yaşadığımız anlar o kadar gizlice gizin içinden karşımıza çıkıyorlarki bazen ancak eksilerek kendimize ekliyoruz. Hiçbir şeyi kaçırmamaya uğraşmak herşeye bedel olabiliyor. Biliyorum ki herşeyi, her karşıma çıkanı elde edecek kadar gücüm yok. Bir takım günleri kendimi yormadan kaçırıyorum ve karşımdan bana gülümsüyorlar.
Bir galetayı ısırdığımızda bazı parçacıkları dağılarak ağzım yerine bulunduğum mekanın zeminine düşüyor. Hiçbir şeyi kolay kolay bütünüyle hazmedemiyorum. Bütünü, yaşadıklarımla ya da midemde değil, beynimde yakalıyorum. Biliyorumki yaşananlar karşılıklı olduğunda bütünlüklere varacağım.
Bir sıcak el değdimi yüreğime, hissediyor kolay kolay kaçmayacağını ve kaçmayan günler olarak yaşamdan zevk almaya çalışıyorlar.
Ahhh günler…

28.03.1996

13 Mayıs 1995 Cumartesi

Düş yapraklarıyla

Düş yapraklarıyla
Bezenmiş
Mutluluk ormanında
                    Bir ağaç olabilme
                    Çabasında bulunmak için
Önce
Mutluluk ormanını
Bulmalıyım
                    Ya mutluluk ormanı
                    Yoksa
                    Ve ben bir ağaçsam

12.05.1995

30 Nisan 1995 Pazar

Bir deniz kıyısı...

Bir deniz kıyısı güzelliğini tamamlayan dalga sesleri ile birlikte bir bebek sundu bize dalgalar. Sevecen kolları ile taşımışlardı o güzelim bebeği kim bilir hangi uzay boşluğundan taa otuz nisanın ortasına insanlara sevgiyi öğretsin diye. Güleç yüzlü bir kız bebeğiydi sevecen dalgaların sarışın bebeği. Bir bebek hayal edersiniz, kendi bebeğiniz, kardeşinizin bebeği, komşunun ya da tanımadığınızın bebeği. Umut olsun istersiniz hem kendisine hem dünyaya. Dost olsun istersiniz hem kendisine hem dünyaya. İnsan insan bakmasını istersiniz hem kendisine hem dünyaya. Bütün kendilerin, kardeşlerin, komşuların, tanımadıkların bebekleri için istediklerini sundu bize otuz nisan bebeği. Tay tay yaptı, sıraladı, yürüdü, koştu. Ben de arkasından koştum sevgimle yakalamaya çalıştım dalgaların bebeğini. Yakaladık birbirimizi günlerin bir tanesinde. Bilmedik birbirimizi kovaladığımızı, beklediğimizi, umut olmalarımızı. Yaşarken öğrendik öğreniyoruz. Damlaya damlaya biriktirdiğimiz ve hiç taşmayacağını bildiğimiz bir sevgi bütünlüğü içindeyiz. Günden güne güçlenen bu güzelim sevgi için çok teşekkürler nisan ayının otuzuna. Sevmek, uzay kapısının iki yanındaki kişi gibi iki kişi olmak, umut olmak, dost olmak, biz olmak hiçbir endişe duymadan. Bütün bu otuz nisana emeği geçen canlı cansız her şeye teşekkürü borç bilir ve borcumu öderim.
İyi ki doğdun sevgilim. Birlikte mutlu mutlu uzun uzun
yıllar yüz yıllar.
Seni seviyorum. Evet evet.

30.04.1995

Evet nisan müjdedir

Evet nisan müjdedir
Kimi için bahar
Benim için sen müjdesidir
                    Bir doğumun
                    Önemini anlatır bana
                    Tüm mutluluğuyla otuz nisan
Evet canım benim
Bir değirmen olsam
Rüzgarımsın
             Bir kuru toprak olsam
             Yağmurumsun
                    Bir yakamoz olsam
                    Ay ışığımsın
Bir gökkuşağı olsam
Renklerimsin
             Bir ağaç olsam
             Tohumumsun
                    Bir gemi olsam
                    Denizimsin
Bir sokak olsam
İnsanımsın
             Bir manzara olsam
             Bakanımsın
                    Bir toplum olsam
                    Özgürlüğümsün
Bir insan olsam
Sevgimsin
             Bir ilkbahar olsam
             Açan çiçeğimsin
                    Bir güz olsam
                    Dökülen yaprağımsın
Bir Serdar olsam
Sevdiğim kadınsın
                    Misler kokulu kır çiçeğime
                    Bir doğum günü hatırası
Birkaç dize yazı ile
Gönül alma duyguları
                    Senin doğumundan
                    Bizim doğumumuza uzanan yolda
                    Sana sevgimi sunamadım
Ama tüm sevgimi
Sevecen yüreğine sunuyorum
Doğumumuzdan sonsuza kadar
                    Mesafe kavramı olmadan
                    Belirli zamanlara sıkışmadan
                    Acabaları kim bilirleri olmadan
Gün ışığı gibi doğal
Bir sevgi ışığı ile aydınlanan
Birlikteliğimiz
Mutluluk adımlarını
                    Sevginin tam ortasındaki
                    Yankılanmasını
                    Sevgiyle hissettirecektir tüm kalplere
Yine bu kır çiçekleri yazısıyla
Kokularını da gönderiyorum
             İyi ki doğdun sevgilim

30.04.1995