Bir deniz kıyısı güzelliğini tamamlayan dalga sesleri ile birlikte bir bebek sundu bize dalgalar. Sevecen kolları ile taşımışlardı o güzelim bebeği kim bilir hangi uzay boşluğundan taa otuz nisanın ortasına insanlara sevgiyi öğretsin diye. Güleç yüzlü bir kız bebeğiydi sevecen dalgaların sarışın bebeği. Bir bebek hayal edersiniz, kendi bebeğiniz, kardeşinizin bebeği, komşunun ya da tanımadığınızın bebeği. Umut olsun istersiniz hem kendisine hem dünyaya. Dost olsun istersiniz hem kendisine hem dünyaya. İnsan insan bakmasını istersiniz hem kendisine hem dünyaya. Bütün kendilerin, kardeşlerin, komşuların, tanımadıkların bebekleri için istediklerini sundu bize otuz nisan bebeği. Tay tay yaptı, sıraladı, yürüdü, koştu. Ben de arkasından koştum sevgimle yakalamaya çalıştım dalgaların bebeğini. Yakaladık birbirimizi günlerin bir tanesinde. Bilmedik birbirimizi kovaladığımızı, beklediğimizi, umut olmalarımızı. Yaşarken öğrendik öğreniyoruz. Damlaya damlaya biriktirdiğimiz ve hiç taşmayacağını bildiğimiz bir sevgi bütünlüğü içindeyiz. Günden güne güçlenen bu güzelim sevgi için çok teşekkürler nisan ayının otuzuna. Sevmek, uzay kapısının iki yanındaki kişi gibi iki kişi olmak, umut olmak, dost olmak, biz olmak hiçbir endişe duymadan. Bütün bu otuz nisana emeği geçen canlı cansız her şeye teşekkürü borç bilir ve borcumu öderim.
İyi ki doğdun sevgilim. Birlikte mutlu mutlu uzun uzun
yıllar yüz yıllar.
Seni seviyorum. Evet evet.
30.04.1995
30 Nisan 1995 Pazar
Evet nisan müjdedir
Evet
nisan müjdedir
Kimi
için bahar
Benim
için sen müjdesidir
Bir doğumun
Önemini anlatır bana
Tüm mutluluğuyla otuz nisan
Evet
canım benim
Bir
değirmen olsam
Rüzgarımsın
Bir kuru toprak olsam
Yağmurumsun
Bir yakamoz
olsam
Ay ışığımsın
Bir
gökkuşağı olsam
Renklerimsin
Bir ağaç olsam
Tohumumsun
Bir gemi olsam
Denizimsin
Bir
sokak olsam
İnsanımsın
Bir manzara olsam
Bakanımsın
Bir toplum olsam
Özgürlüğümsün
Bir
insan olsam
Sevgimsin
Bir ilkbahar olsam
Açan çiçeğimsin
Bir güz olsam
Dökülen yaprağımsın
Bir
Serdar olsam
Sevdiğim
kadınsın
Misler kokulu kır çiçeğime
Bir doğum günü hatırası
Birkaç
dize yazı ile
Gönül
alma duyguları
Senin doğumundan
Bizim doğumumuza uzanan yolda
Sana sevgimi sunamadım
Ama
tüm sevgimi
Sevecen
yüreğine sunuyorum
Doğumumuzdan
sonsuza kadar
Mesafe kavramı olmadan
Belirli zamanlara sıkışmadan
Acabaları kim bilirleri olmadan
Gün
ışığı gibi doğal
Bir
sevgi ışığı ile aydınlanan
Birlikteliğimiz
Mutluluk
adımlarını
Sevginin tam ortasındaki
Yankılanmasını
Sevgiyle hissettirecektir tüm kalplere
Yine
bu kır çiçekleri yazısıyla
Kokularını
da gönderiyorum
İyi ki doğdun sevgilim
30.04.1995
10 Nisan 1995 Pazartesi
Denizi olmayan bir şehirde
Denizi
olmayan bir şehirde
Denizi
görmek gibi
Ufukta
bir yerlerde
Bukle bukle saçlarından
Tek bir tel düştüğünde
Kendini kel zannetmek gibi
Olmamalı
yaşam
Umut
olmalı içinde
Sevgi
dolaşmalı damarlarında
İnsanları hissetmeli
Sevgiyle bakmalı onlara
Bütün
tökezlemelerden sonra
Daha
güçlü kalkmalı yerden
Gözlerimiz ışıl ışıl olmalı
Mutluluğumuzu paylaşmalı
O güzelim
insanlarla
Her
paylaşım denemesi
Yıldırmamalı
bizleri
Daha
istekli olmalıyız
Sevgimizi
verirken
Her geçen gün daha çok
Sevgiyle dolmalıyız
Tüm çirkinliklere rağmen
Bir
kişinin hissetmesi bile
Yaşam
için bir neden olmalı
Önce kendimizi
Sonra yaşamayı sevmeli
Tüm insanlarla birlikte
10.04.1995
6 Nisan 1995 Perşembe
Kapı kapandı
Kapı
kapandı
Bir
kuş uçuverdi
Yüreğimden
Sanki dönmeyecek geriye
Yüreğime
Oysa biliyorum
Birkaç dakika sonrasında
İçimde olacağını
Yine
de
06.04.1995
10 Mart 1995 Cuma
İzlemek
İzlemek
Sevdiğin
kadını
Gizlice bakmak arkasından
Güzelim bebek yürüyüşünü görüp
Yüzünde gülücükler açtırmak
Mimiklerine dokunmak
Kimi dokunuşta gözyaşını
Kiminde kahkahayı hissetmek
Yanıbaşında
kendini bırakmışken uykuya
Seyrine
dalmak dayanılmazlığın
Elini
dudaklarına yaslamasına
Bir
ayağıyla çizdiği v harfine
Dalıvermek
gelir
Açık iki dudağının arasından
Aynı onun şeklinde
Kıvrılıp uyumak içinde
Dingin ve de mutlu
Yanımda olmadığı zamanlarda
Yine çıkar odadan
Bebek yürüyüşüyle
Hayalinde
bile
Yine
yüzümde gülücükler
Yalnız otururken kanapede
Pofuduk minderin üzerinde
Birden belirir mimikleri
Tutarım mimiğini
Koyarım yanağıma
Doyum olmaz akşamlara
Onsuzluğa rağmen
Uyku
gözlerini çağırdığında
Alırım
koynuma
Sevdiğim
kadınımı
Tek kişilik yatağımda
Çift kişi yatarım
Sevdiğim koynumda
Seni seviyorum
Sevdiğim
10.03.1995
14 Şubat 1995 Salı
Sevginin güne ihtiyacı yoktur
Sevginin
güne ihtiyacı yoktur
İçimdedir
Saniye dakika saat
Ya da gün hafta ay
Fark etmez sevgi için
Sevdiğim için
Özel
güne ihtiyaç yoktur
O bendir içimdir
Bir de
ondört şubat vardır
En
kısa aya
En
uzun anlamı katan
Sevdiğim için
Her ay şubattır
Ayın her günü ondört
Sevdiğim kadınım
Uzağındayım şu an
Bir takım kilometreler için
Ama
biliyorum
Biliyorsun
Sevgimizin
bütünleyiciliğini
Bir
bütünüz
İster kilometreler
İster aylar
Girmek istemezler aramıza
Aşkımız için
Sevdiğim
kadınıma
Sevgi
sözcükleri
Ne ondört şubat için
Ne de her hangi bir gün
Sevdiğim için
Seni seviyorum
14.02.1995
20 Ocak 1995 Cuma
Göbek adım Kamil...
Göbek adım Kamil…
Benimle aynı zamanlarda, seçilmemiş bir dünyaya ınga diyen kadıköy lü zamandaşlarımın göbek adı Kamil…
Yıllarca peşlerinden koştuğumuz Kadıköy Kız Lisesi çıkışında heyecanla beklediğimiz, servis şöförlerinden itina ile kaçtığımız, Bomonti de çay içtiğimiz kız arkadaşlarımızIn göbek adları Zeynep…
Bugünlerde arkadaşlarımın çocukları dünyaya ınga demeye başladı.
Onların göbek adları, amerikan, international…
Yıllardır trenleri omuzlarına alıp karşıya geçiren Söğütlüçeşme köprüsünün daracık kıvrımından süzülüp, tramvay müzesine gitme isteğimi arkada bırakıp, yuvarlak tenekesinin içindeki polis amcanın beyaz eldivenlerini takip ederek bahariye ye doğru ilerledik…
ıtır da kır pidesi yiyelim…
yaa, hava önceleri ellerimi üşüttü, ellerim hissettiği soğuğu içeriye bildirdi, bir de bu havada çin kesimi giymişim- onlarda soğuğu ayaklarımla tanıştırdı, hadi saray a girip çorba içelim. Sonra bomonti ye gideriz, nasılsa pasolarımıza gore onsekiziz…
tamam öyle yapalım, hem ping pong oynarız ama ben duvar tarafında dururum sen masalara doğru koşup kaçan beyaz topu alırsın…
o köprüden körüklü otobüsler geçemiyor diye biz eve Leyland larlamı gideceğiz…
nasılsa yıkarlar yakında, sen de binersin körüklü otobüse boyun uzar…
bu kazandan eve alıp mahalleye çorba dağıtalım…
hadi bitir çorbanı, bomonti bizi bekliyor…
kızıltoprak taki tekne evinde yaşayan amca geldi aklıma, donuyordur şimdi…
o kendini yakalamış, dilediği gibi yaşıyor, soğuklada oturup konuşmuştur, ona uğramıyordur…
sevgilimden başka bir kızla sevişebileceğimi zannetmiyorum…
sanki onunla seviştinde, daha saklambaçta kurt olup onu kurtarma aşamasındasın…
koru da bulduğum gizli yeri kimseye söylemezsen ben daha çok kurt olup sevgilimi kurtarırım…
biliyormusun, yıllar sonra Çelik Gülersoy orayı nakış gibi işleyerek café olarak hayata ekleyecek…
amma attın yaa, Çelik Gülersoy un işi yokta feneryolu koru yıkıntılarından yaşanacak, paylaşılacak bir güzellik yaratacak…
1990 yılına geldiğinde görürüsün…
kan kardeşim olduğuna gore diğer boyutları dolaşmaya çıkıncaya kadar beraberiz, 90 yılında gider bakarız…
şimdi yaz olsaydı, köhne ye gidip, güneşle yaprakların bize sunduğu ışık oyunlarına dalıp hayaller kurardık…
tabi tabi, sen kesip şort yaptığın kotunu giyerdin, ışık oyunları topları geldi diye herkes mutlu olurdu…
iyi ki birkaç kişi dönüp baktı…
eee bende öyle güzel bacaklar görsem gözümü alamazdım…
sen gül bakalım, gün gelecek erkekler şortlarıyla işe gidecek…
evet, hatta bekaretin önemi kalmayacak istediğimiz kadınla sevişeceğiz…
sevişeceğiz deme bana, senin dolduruşunla geneleve gidişlerimiz aklıma geliyor…
elma yanaklarla odadan çıkarken iyiydi…
ne yapayım, millet kaç kere milli oldun diye sorup duruyor, amatör kümede oynuyorum mu diyeyim…
milli oldum de gitsin o zaman…
yalan mı söyleyeceğim…
herkes sallıyor zaten, yok resital verdim dün gece, çıkarmadan beş abi diye…
başkalarına ispat etmek adına yaptıklarıma kıl oluyorum…
yapma o zaman…
yapmayayımda tek başımamı kalayım…
ben varım…
biliyorum, iyi ki varsın, düşündüklerimi paylaşamasam delirirdim herhalde…
sen yüzmeyi nerede öğrendin…
köhne nin önündeki iskelenin sol yanında, eniştemlerle kayık kiralamıştık, birden beni suya attılar, bir iki çırpıNdık işte ama yüzmek gibi yüzmeyi askeri kampta öğrendim…
nasıl giriyorsun oraya…
arkadaşımın kardeşinin kartıyla giriyorum, gerçi altı yaşında ama doğum tarihine bakmıyorlar, attım kendime denize, sala doğru yüzmeye başladım, ben yaklaştıkça sal gülerek benden kaçıyordu, neyse ki sonunda yakaladım…
geçenlerde bir kızın annesi bunlar kaçak girmişler diye bizi şikayet etti ama yine kartın başkasına ait olduğunu anlamadılar…
ben de fenerbahçe plajına gidiyorum ama en son gittiğimde mayomu unutmuşum, neyse ki girişin sağındaki abiden mayo kiraladım…
beraberde gitmiştik seninle, kabin bile kiralamıştık…
denizle içiçe bir şehirde yaşamak çok keyifli…
fenerbahçe deki büfelerden ikincisine dün gece bir araba girdi, çalışanlar geceleri o büfelerin üstünde yatıyorlarmış ve yataklar filan arabanın üzerine düştü…
bende bunlar neden bu kadar yüksek diye düşünürdüm, insan her gün birşey öğreniyor…
bu kitabı hep diyalog şeklindemi yazacaksın…
bilmiyorum ki, biraz önce başladım, ziyaret ettiği gibi yazıyorum, belki de bunlar yırtılan sayfalar olur…
yaz bitir işte, hem komşular sorduğunda annen de kitabı gösterir. Benim oğlum yazar der…
günlerde bile beni konuşuyorlarmış, yok hala askere gitmedi, kaç sene oldu üniversiteyi bitirmedi, bu çocuk evlenmez bile diye, anlayacağın mahallenin heyecanıyım ben, topluma uygun birşey yaparsam konuşacak konuları kalmaz…
evdekiler üzülüyordur…
onlar bana öğrettiler anaokulundan İtibaren kendi kararlarımı almayı,
onlar sayesinde kendim olmayı öğrendim ama anaokuLundayken güvendikleri çocuklarına şimdi kuşkulu bakıyorlar, onları seviyorum, kendimle mutlu olduğumu anlatıyorum ama inandıramıyorum…
seninde çocuğun olduğunda anlarsın…
hep aynı hikaye, gerçi yıllar sonra arkadaşlarımın çocuğu olduğunda aynı şeyleri yaptıklarını göreceğim belki ve bu davranışların aynısını bize yaptıklarında üzüldüğümüzü, bizi anlamıyorlar diye düşündüğümüzü hatırlattığımda bana, içinden çıkılmaz bİr dUygu bu, sanki çocuğum olduktan sonra İçime babam girdi diyeceklerdir…
çocuğun olduğunda sen de AnLarsın belki…
olmaz…
nasılsa olur…
olmaz…
1995
Benimle aynı zamanlarda, seçilmemiş bir dünyaya ınga diyen kadıköy lü zamandaşlarımın göbek adı Kamil…
Yıllarca peşlerinden koştuğumuz Kadıköy Kız Lisesi çıkışında heyecanla beklediğimiz, servis şöförlerinden itina ile kaçtığımız, Bomonti de çay içtiğimiz kız arkadaşlarımızIn göbek adları Zeynep…
Bugünlerde arkadaşlarımın çocukları dünyaya ınga demeye başladı.
Onların göbek adları, amerikan, international…
Yıllardır trenleri omuzlarına alıp karşıya geçiren Söğütlüçeşme köprüsünün daracık kıvrımından süzülüp, tramvay müzesine gitme isteğimi arkada bırakıp, yuvarlak tenekesinin içindeki polis amcanın beyaz eldivenlerini takip ederek bahariye ye doğru ilerledik…
ıtır da kır pidesi yiyelim…
yaa, hava önceleri ellerimi üşüttü, ellerim hissettiği soğuğu içeriye bildirdi, bir de bu havada çin kesimi giymişim- onlarda soğuğu ayaklarımla tanıştırdı, hadi saray a girip çorba içelim. Sonra bomonti ye gideriz, nasılsa pasolarımıza gore onsekiziz…
tamam öyle yapalım, hem ping pong oynarız ama ben duvar tarafında dururum sen masalara doğru koşup kaçan beyaz topu alırsın…
o köprüden körüklü otobüsler geçemiyor diye biz eve Leyland larlamı gideceğiz…
nasılsa yıkarlar yakında, sen de binersin körüklü otobüse boyun uzar…
bu kazandan eve alıp mahalleye çorba dağıtalım…
hadi bitir çorbanı, bomonti bizi bekliyor…
kızıltoprak taki tekne evinde yaşayan amca geldi aklıma, donuyordur şimdi…
o kendini yakalamış, dilediği gibi yaşıyor, soğuklada oturup konuşmuştur, ona uğramıyordur…
sevgilimden başka bir kızla sevişebileceğimi zannetmiyorum…
sanki onunla seviştinde, daha saklambaçta kurt olup onu kurtarma aşamasındasın…
koru da bulduğum gizli yeri kimseye söylemezsen ben daha çok kurt olup sevgilimi kurtarırım…
biliyormusun, yıllar sonra Çelik Gülersoy orayı nakış gibi işleyerek café olarak hayata ekleyecek…
amma attın yaa, Çelik Gülersoy un işi yokta feneryolu koru yıkıntılarından yaşanacak, paylaşılacak bir güzellik yaratacak…
1990 yılına geldiğinde görürüsün…
kan kardeşim olduğuna gore diğer boyutları dolaşmaya çıkıncaya kadar beraberiz, 90 yılında gider bakarız…
şimdi yaz olsaydı, köhne ye gidip, güneşle yaprakların bize sunduğu ışık oyunlarına dalıp hayaller kurardık…
tabi tabi, sen kesip şort yaptığın kotunu giyerdin, ışık oyunları topları geldi diye herkes mutlu olurdu…
iyi ki birkaç kişi dönüp baktı…
eee bende öyle güzel bacaklar görsem gözümü alamazdım…
sen gül bakalım, gün gelecek erkekler şortlarıyla işe gidecek…
evet, hatta bekaretin önemi kalmayacak istediğimiz kadınla sevişeceğiz…
sevişeceğiz deme bana, senin dolduruşunla geneleve gidişlerimiz aklıma geliyor…
elma yanaklarla odadan çıkarken iyiydi…
ne yapayım, millet kaç kere milli oldun diye sorup duruyor, amatör kümede oynuyorum mu diyeyim…
milli oldum de gitsin o zaman…
yalan mı söyleyeceğim…
herkes sallıyor zaten, yok resital verdim dün gece, çıkarmadan beş abi diye…
başkalarına ispat etmek adına yaptıklarıma kıl oluyorum…
yapma o zaman…
yapmayayımda tek başımamı kalayım…
ben varım…
biliyorum, iyi ki varsın, düşündüklerimi paylaşamasam delirirdim herhalde…
sen yüzmeyi nerede öğrendin…
köhne nin önündeki iskelenin sol yanında, eniştemlerle kayık kiralamıştık, birden beni suya attılar, bir iki çırpıNdık işte ama yüzmek gibi yüzmeyi askeri kampta öğrendim…
nasıl giriyorsun oraya…
arkadaşımın kardeşinin kartıyla giriyorum, gerçi altı yaşında ama doğum tarihine bakmıyorlar, attım kendime denize, sala doğru yüzmeye başladım, ben yaklaştıkça sal gülerek benden kaçıyordu, neyse ki sonunda yakaladım…
geçenlerde bir kızın annesi bunlar kaçak girmişler diye bizi şikayet etti ama yine kartın başkasına ait olduğunu anlamadılar…
ben de fenerbahçe plajına gidiyorum ama en son gittiğimde mayomu unutmuşum, neyse ki girişin sağındaki abiden mayo kiraladım…
beraberde gitmiştik seninle, kabin bile kiralamıştık…
denizle içiçe bir şehirde yaşamak çok keyifli…
fenerbahçe deki büfelerden ikincisine dün gece bir araba girdi, çalışanlar geceleri o büfelerin üstünde yatıyorlarmış ve yataklar filan arabanın üzerine düştü…
bende bunlar neden bu kadar yüksek diye düşünürdüm, insan her gün birşey öğreniyor…
bu kitabı hep diyalog şeklindemi yazacaksın…
bilmiyorum ki, biraz önce başladım, ziyaret ettiği gibi yazıyorum, belki de bunlar yırtılan sayfalar olur…
yaz bitir işte, hem komşular sorduğunda annen de kitabı gösterir. Benim oğlum yazar der…
günlerde bile beni konuşuyorlarmış, yok hala askere gitmedi, kaç sene oldu üniversiteyi bitirmedi, bu çocuk evlenmez bile diye, anlayacağın mahallenin heyecanıyım ben, topluma uygun birşey yaparsam konuşacak konuları kalmaz…
evdekiler üzülüyordur…
onlar bana öğrettiler anaokulundan İtibaren kendi kararlarımı almayı,
onlar sayesinde kendim olmayı öğrendim ama anaokuLundayken güvendikleri çocuklarına şimdi kuşkulu bakıyorlar, onları seviyorum, kendimle mutlu olduğumu anlatıyorum ama inandıramıyorum…
seninde çocuğun olduğunda anlarsın…
hep aynı hikaye, gerçi yıllar sonra arkadaşlarımın çocuğu olduğunda aynı şeyleri yaptıklarını göreceğim belki ve bu davranışların aynısını bize yaptıklarında üzüldüğümüzü, bizi anlamıyorlar diye düşündüğümüzü hatırlattığımda bana, içinden çıkılmaz bİr dUygu bu, sanki çocuğum olduktan sonra İçime babam girdi diyeceklerdir…
çocuğun olduğunda sen de AnLarsın belki…
olmaz…
nasılsa olur…
olmaz…
1995
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)