20 Ocak 1995 Cuma

Göbek adım Kamil...

Göbek adım Kamil…

Benimle aynı zamanlarda, seçilmemiş bir dünyaya ınga diyen kadıköy lü zamandaşlarımın göbek adı Kamil…
Yıllarca peşlerinden koştuğumuz Kadıköy Kız Lisesi çıkışında heyecanla beklediğimiz, servis şöförlerinden itina ile kaçtığımız, Bomonti de çay içtiğimiz kız arkadaşlarımızIn göbek adları Zeynep…
Bugünlerde arkadaşlarımın çocukları dünyaya ınga demeye başladı.
Onların göbek adları, amerikan, international…

Yıllardır trenleri omuzlarına alıp karşıya geçiren Söğütlüçeşme köprüsünün daracık kıvrımından süzülüp, tramvay müzesine gitme isteğimi arkada bırakıp, yuvarlak tenekesinin içindeki polis amcanın beyaz eldivenlerini takip ederek bahariye ye doğru ilerledik…

ıtır da kır pidesi yiyelim…
yaa, hava önceleri ellerimi üşüttü, ellerim hissettiği soğuğu içeriye bildirdi, bir de bu havada çin kesimi giymişim- onlarda soğuğu ayaklarımla tanıştırdı, hadi saray a girip çorba içelim. Sonra bomonti ye gideriz, nasılsa pasolarımıza gore onsekiziz…

tamam öyle yapalım, hem ping pong oynarız ama ben duvar tarafında dururum sen masalara doğru koşup kaçan beyaz topu alırsın…

o köprüden körüklü otobüsler geçemiyor diye biz eve Leyland larlamı gideceğiz…
nasılsa yıkarlar yakında, sen de binersin körüklü otobüse boyun uzar…

bu kazandan eve alıp mahalleye çorba dağıtalım…
hadi bitir çorbanı, bomonti bizi bekliyor…
kızıltoprak taki tekne evinde yaşayan amca geldi aklıma, donuyordur şimdi…
o kendini yakalamış, dilediği gibi yaşıyor, soğuklada oturup konuşmuştur, ona uğramıyordur…

sevgilimden başka bir kızla sevişebileceğimi zannetmiyorum…
sanki onunla seviştinde, daha saklambaçta kurt olup onu kurtarma aşamasındasın…
koru da bulduğum gizli yeri kimseye söylemezsen ben daha çok kurt olup sevgilimi kurtarırım…
biliyormusun, yıllar sonra Çelik Gülersoy orayı nakış gibi işleyerek café olarak hayata ekleyecek…
amma attın yaa, Çelik Gülersoy un işi yokta feneryolu koru yıkıntılarından yaşanacak, paylaşılacak bir güzellik yaratacak…
1990 yılına geldiğinde görürüsün…
kan kardeşim olduğuna gore diğer boyutları dolaşmaya çıkıncaya kadar beraberiz, 90 yılında gider bakarız…

şimdi yaz olsaydı, köhne ye gidip, güneşle yaprakların bize sunduğu ışık oyunlarına dalıp hayaller kurardık…
tabi tabi, sen kesip şort yaptığın kotunu giyerdin, ışık oyunları topları geldi diye herkes mutlu olurdu…
iyi ki birkaç kişi dönüp baktı…
eee bende öyle güzel bacaklar görsem gözümü alamazdım…
sen gül bakalım, gün gelecek erkekler şortlarıyla işe gidecek…
evet, hatta bekaretin önemi kalmayacak istediğimiz kadınla sevişeceğiz…
sevişeceğiz deme bana, senin dolduruşunla geneleve gidişlerimiz aklıma geliyor…
elma yanaklarla odadan çıkarken iyiydi…
ne yapayım, millet kaç kere milli oldun diye sorup duruyor, amatör kümede oynuyorum mu diyeyim…
milli oldum de gitsin o zaman…
yalan mı söyleyeceğim…
herkes sallıyor zaten, yok resital verdim dün gece, çıkarmadan beş abi diye…
başkalarına ispat etmek adına yaptıklarıma kıl oluyorum…
yapma o zaman…
yapmayayımda tek başımamı kalayım…
ben varım…
biliyorum, iyi ki varsın, düşündüklerimi paylaşamasam delirirdim herhalde…

sen yüzmeyi nerede öğrendin…
köhne nin önündeki iskelenin sol yanında, eniştemlerle kayık kiralamıştık, birden beni suya attılar, bir iki çırpıNdık işte ama yüzmek gibi yüzmeyi askeri kampta öğrendim…
nasıl giriyorsun oraya…
arkadaşımın kardeşinin kartıyla giriyorum, gerçi altı yaşında ama doğum tarihine bakmıyorlar, attım kendime denize, sala doğru yüzmeye başladım, ben yaklaştıkça sal gülerek benden kaçıyordu, neyse ki sonunda yakaladım…
geçenlerde bir kızın annesi bunlar kaçak girmişler diye bizi şikayet etti ama yine kartın başkasına ait olduğunu anlamadılar…
ben de fenerbahçe plajına gidiyorum ama en son gittiğimde mayomu unutmuşum, neyse ki girişin sağındaki abiden mayo kiraladım…
beraberde gitmiştik seninle, kabin bile kiralamıştık…
denizle içiçe bir şehirde yaşamak çok keyifli…
fenerbahçe deki büfelerden ikincisine dün gece bir araba girdi, çalışanlar geceleri o büfelerin üstünde yatıyorlarmış ve yataklar filan arabanın üzerine düştü…
bende bunlar neden bu kadar yüksek diye düşünürdüm, insan her gün birşey öğreniyor…

bu kitabı hep diyalog şeklindemi yazacaksın…
bilmiyorum ki, biraz önce başladım, ziyaret ettiği gibi yazıyorum, belki de bunlar yırtılan sayfalar olur…
yaz bitir işte, hem komşular sorduğunda annen de kitabı gösterir. Benim oğlum yazar der…
günlerde bile beni konuşuyorlarmış, yok hala askere gitmedi, kaç sene oldu üniversiteyi bitirmedi, bu çocuk evlenmez bile diye, anlayacağın mahallenin heyecanıyım ben, topluma uygun birşey yaparsam konuşacak konuları kalmaz…
evdekiler üzülüyordur…
onlar bana öğrettiler anaokulundan İtibaren kendi kararlarımı almayı,
onlar sayesinde kendim olmayı öğrendim ama anaokuLundayken güvendikleri çocuklarına şimdi kuşkulu bakıyorlar, onları seviyorum, kendimle mutlu olduğumu anlatıyorum ama inandıramıyorum…
seninde çocuğun olduğunda anlarsın…
hep aynı hikaye, gerçi yıllar sonra arkadaşlarımın çocuğu olduğunda aynı şeyleri yaptıklarını göreceğim belki ve bu davranışların aynısını bize yaptıklarında üzüldüğümüzü, bizi anlamıyorlar diye düşündüğümüzü hatırlattığımda bana, içinden çıkılmaz bİr dUygu bu, sanki çocuğum olduktan sonra İçime babam girdi diyeceklerdir…
çocuğun olduğunda sen de AnLarsın belki…
olmaz…
nasılsa olur…
olmaz…

1995

1 Ocak 1995 Pazar

Seni sevmek

Seni sevmek
Bu düzenler yuvarlağında
Varlığını bilmek
             Öpüp koplamak seni
                    Dolunay seyrine dalmak
                    Gülen gözlerle
Bir kırçiçeği buketi olup
Içiçe geçmek
Sevginin kokusun yaymak
Tüm özlemler üstüne
             Yılbaşında noel baba
             Sevgililer gününde sevgilin
             Olmak
                    Bütün sevgimle birlikte
Tüm
Batan kırmızı güneşlerin
Dolun olan ayların
Kayan yıldızların
Karşısında olmak
Seninle elele
             Küçük sahil kasabalarının
             Aşk açan sahillerinden
                    Sevgimizle dalmak
                    Yakamozlara
Sevmek seni
Bir yıl daha biterken
             Kırçiçekleri açmak
             Sevginin topraklarında
                    Dalga olmak
                    Mutluluk denizlerinde
Değirmen olmak
Sevda rüzgarlarında
Insan olmak
             Aşkın yollarında
             Sen sen koşmak
             Durmaksızın
                    Hoş gel bize yeni yıl
                    Sev sende bizim gibi
Sevdiğim kadınım
Yılbaşı geldi
Birkaç satırla birlikte
             Yeni yılımızı
             Tüm sevgimle
             Kutluyorum
                    Seni seviyorum

01.01.1995

Masal

Masal.
Masal beş harfli bir kelimedir. Dört bacaklı olan masa kelimesine beşinci bacak eklendiğinde görüntü olarak beş bacaklı masa olarak görünmektedir ama okunurken masal olarak okunmaktadır.
Ben da sana iki kişilik gerçek bir masal anlatacağım. Gerçek bir masalın olup olmayacağına yetkili biliciler elbette aralarında toplanarak bir karar verirler. Bir yılbaşı masalı gibi görünse de aslında iki uzun hayatın masalıdır. Sen ve ben diye başlar iki uzun hayat masalı ve devam eder mutluluklarla elele.
Dünyada kahkahaların olmadığı ve neşesiz geçmesi beklenen o günde katılmıştın aramıza, kahkahalarla açmıştın gözlerini otuz nisanda.
Ben de koşturup duruyordum evin içinde üç yaşın bana verdiği enerjiyle. Doğduğun anda bir şeyler hissedip hissetmediğimi hatırlamıyorum.
Çünkü o zamanlarda tek kişilik bir yaşam tarzını tercih ettiğim için ve sende tek eşli hayatı düşlediğin için bindokuzyüzaltmışsekiz yılında dünyaya gelmeni hissetmedim herhalde.
Tanıştık bir akşamın üstünde birbirimizin farkına varmadan, geleceği bilme yeteneğimiz olmadığından varamadık farkımıza ve yıllarca yorduk kendimizi. Sevgi aradık durduk, belki başka şekillerde belki değil.
Yorduk, yorulduk,yollar aldık bilerek ve bilmeyerek. Birbirimize hazırladık kendilerimizi ve aylardan yaz ayı olarak bilinen bir temmuz ortasında hazır hissettik kendimizi ya da bastıramadık sevgimizi ve sarıldık birbirimize sımsıkı, sardık sevgimizle günlerimizi.
Efes’ in önünde dedik önce ve karıştırdık Efesleri birbirine, soda ve kahve söyledik biranın yanında, ağaçların gölgesinde adaçayı, en üst kattaki balkonda oturma, alacakaranlık arka sokaklar, seyri dolunay, birkaç saniye için bir sonraki sokaktan dönmeler, bütünlük, vurgundan korkmadan derinlik, yıkanan çarşaflar, kapıda karşılama ve kayboluş, deniz kıyısında buse, tahta masa üstünde mücver, bodrum ve ilk ayrılık, badana, yine mücver ve mısırlı pilav, mor şort, açamayan çiçek, ertaç apartmanı, kordon, Ankara’ da aşk, kayı apartmanı derken ilk yılbaşımız.
Yılbaşı hüzün ve sevincin karışımıdır. Bir bitiş ve başlangıçtır.
Karışık bir şeydir yılbaşı dedikleri, belki yılsonu diye kutlanabilir.
Evet sevgilim bir ilkimiz daha birlikte yaşayacağımız. Hiçbir şey değiştirmeyecek aslında, ne sevgimiz azalacak ne de bitecek yıl gibi ama yılbaşında sevdiğimle birlikteyim dedirtecek. Bence fazla önemi yok yılbaşının, seni sevdiğim günlerden bir tanesi daha ama her olayı birlikte yaşamak düşüncesi çok güzel. O nedenle seviyorum yılbaşını.
Sevdiğimin yanında bir yılı bitiriyorum ve sevdiğimin yanında bir yıla yeni hayallerle başlıyorum. Bir hediye tabi ki alamıyorum, şimdilik tek hediyem sevgim, belki paketleyip sana sunabilirim canım sevgilim. Kırmızı bağcıklarımdan fiyonk yaparım kendime belki.
Hiçbir şeyin seni üzmesine izin verme, ne kadar mükemmel bir insan olduğunun farkına var, o güvenle sarıl yaşama ve bil ki yanında her zaman seni sevecek biri var. Kimi zamanlar o birisi seni kırabilir ama bil ki seni her istemeyerek kırdığında kendisi paramparça oluyor. O nedenle öyle anlarda fazla kızma ona ve bil ki seni çok seviyor. Tut onu elinden ve birlikte kanat çırpın mutlu yeni yıllara doğru.
Evet canım, yeni yıla girirken seni belki kırmızı kamnoyete bindiremiyorum ama kırmızı kamyonetimiz olana kadar seni tüm sevgimle sırtımda taşıyacağımı söyleyebilirim.
Seni seviyorum.

1995

Bir gökyüzüyüm ben

Bir gökyüzüyüm ben
Parlayan yıldızım sen
             Bir çocuğum ben
             Masumuyetim sen
Bir halkım ben
Özgürlüğüm sen
                    Bir akarsuyum ben
                    Kavuştuğum deniz sen
Bir gökkuşağıyım ben
Bütün renklerim sen
             Bir ağaç köküyüm ben
             Beni saran toprağım sen
Bir tokalaşmayım ben
Ellerim sen
                    Bir yaşlıyım ben
                    Yıllarım sen
Bir rüzgar gülüyüm ben
Gül rüzgarım sen
             Bir sokağım ben
             Lambam sen
Bir kırçiçeğiyim ben
Dayanılmaz kokum sen
                    Bir uçurtmayım ben
                    Gökyüzüm sen
Bir sevdalıyım ben
Sevdalandığım sen
             Sen ve ben
             Biz
Elele
Sevgi sevgiye
Bu yıldan yeni yıla
Mutluluklar birlikteliğimizde
Dolunay gökyüzümüzde
                    Kurduk yatağımızı
                    Sevgimizin içine
Gözlerine takılı kalmak
Bütününün seyrine dalmak
Yokluğunda pijamanı görüp
Içimi güldürmek
Tarifsiz geliyor
             Seni bana gelirken görmek
             Mimiklerine dokunmak
Sen yanımda yokken
Lugatsız duygular
Kaplıyor içimi
                    Dünya cümlelerinden
                    En güzelini söylüyorum
                    Seni seviyorum
Yeni mutlu yılımızı
             Hayata
             Armağan ediyorum

01.01.1995

11 Aralık 1994 Pazar

Küçük bir kıyı kasabasının





ksb


Küçük bir kıyı kasabasının
Kıyısında pürtelaş koşuşturan
İnsanların içini titreten
Rüzgarlı bir gün değildi
                    Tatlı bir imbatın
                    Okşayışını bekliyordu
                    İnsanlar Kordon da
Kıpkırmızı gün batımında
Tokuşturdular kadehleri ufukta
                    Evet evet o şehirden
                    Kırmızı gün batımlı
                    Sevecen imbatlı şehirde
                    Filizlendi bu yazılar
                    Sevgiler aşklar ve de meşkler
Erken kalktım bugün
             Kokun uzaklaştıktan sonra
                    Bir miktar suyu
                    Bıraktım kendi haline
                    Çay isimli sıvıyı
                    Dolaştırdım damarlarımda
Şöyle bir seyir ettim
Kırmızı batımlı şehire
                    Tibet’ den rahip dostlarımın
                    İçlerinden kopartarak besteleyip
                    Gönderdikleri melodiyi
                    Fısıldadım kulağına sevgimle
Konuştuk günlerce
İnsanları
Düzenler yuvarlağını
Uzaylı dostlarımızı
                    Sanki hep bizden bahsediyorduk
                    İnsanlar yuvarlaklar
                    Ve de uzaylı dostlarımızdan
                    Bahsederken
Her cümlenin sonu
Seninle bitiyordu sanki
Planlı plansız programsız
Neyse neydi
                    Her kapı çalındığında
                    Kalbimi bir kıpırtı çalıyordu
                    Bazen ben
                    Bazen başkası açıyordu
Sevgi dolu gözlerini gördüğümde
Kapıyı başkalarına açtırdığıma
Kızıyordum
                    Denizin kıyısından taşları
                    Zıplatarak yollarken denize
Ada çayını yudumlarken
                    Arka karanlık sokaklarda
                    Koşuştururken zaman
Otururken soğuk taşlara
Biliyordum içime işleyeceğini
                    Düşüncelerimde hislerimde
                    Kahkahalarımda yollarımda
                    Gözyaşlarımda derinliklerimde
Kaçışlarımda sığlıklarımda
Adımlarımda noktalarımda
Hepsi hepsi
                    Biliyordum ben olacağını
                    Zangır zangır titre
                    Ve de kendine gel deme
                    İhtiyacı bile duymuyordum
Kaptırmak gerekiyorsa kaptırmak
Acı gerekiyorsa acı
                    Sıradan insandan bile kaçarken
                    Senden kaçmadım
                    Kaçmak istemedim
                    Hepsini yaşamak istedim
İlk defa her şeyi bir yana bırakıp
Senin yanına gelmek istedim
Seni istedim
                    Sevmek mutlu etmek doyurmak
                    Uyutmak üstünü örtmek güldürmek
                    Yolcu etmek beklemek karşılamak
                    Hepsi hepsi
Bir mum ışığı gölgesinde
Islak yağmurun düştüğü yollarda
Sevgiyle yol alan teknede
                    Tarih kokan evlerde
                    Şarap sunulan şirin köylerde
                    Denizi olmayan şehirde
Bir melodinin peşinde
Dayanılmaz alacakaranlıkta
Bir demet kır çiçeği kokusunda
Dolunaylı gecelerde
                    Arizona’da ki çocukluğumuzda
                    Kıpkırmızı gün batımında
                    Kıyıdaki balık ekmek teknesinde
                    Bora Bora’ da
Seninle olmak istiyorum
Hiçbir zaman noktası olmadan
Seviyorum seni
Seni seviyorum

11.12.1994

21 Kasım 1994 Pazartesi

Uzun bir hayat hikayesinin...

Uzun bir hayat hikayesinin bir yerlerindeyim şu yaşadığım ve de yaşanılan günlerde. Seviyor ve de seviliyorum.
İnsanlarla barışıklığım sürdüğü gibi sevdiğimle olan aşkımda mutluluk kartopu olup yuvarlamakta her geçen gün büyüyerek.
Mesafeler, zamanlar, kayan yıldızlar, yağmurlar, kış müjdeleri, vapur sesleri, tezler, antitezler, araba alarmları, düğünler, bulut, özlem,
İç cızları, telefonlar, yeter artıklar, dostlar, barlar, düşünceler,
İş arayışları, gülücükler, tostlar, sek votkalar, oh yesler, otobanlar, otobanmayanlar, boğazlı kazak, yağmur korunağı, burun damlaları,
ayrı yataklar, ankara, istanbul, aşk, sevgi, mutluluk ve elele olmak için yola çıkış vakti.

Aşka yol olmaz derler
Mesafeler silinip gider
Düşündüğünde yanındasın
Derler derler de
Ben anlamam arkadaş
Dokunmak isterim
Öpüp koklamak
Göz yaşlarına dokunmak
Kahkahaları ile
Elelel dolaşmak isterim
Varsın diğerleri
Düşündüğünde yanında hissetsin
Kendini
Ben sevdiğimi
Uyandığında kollarımda
İsterim !

Ortadaki orta büyüklükteki deliğe, orta boy jetonları birer birer yuvarladıktan sonra eve dönünce kaleme alınan birkaç satır.


20.11.1994

11 Kasım 1994 Cuma

Düş yapraklarıyla bezenmiş

Düş yapraklarıyla bezenmiş
Zarif ince belli
Karanlık arka sokakta
Yürürken yalnızlığımla
                    Hep seni düşündüm
                    Hep seni düşündüm
Sonbahar gibi
Dökülürken gözyaşlarım
İlkbahar gibi
Açarken gülücüklerim
                    Seni yanımda isterim
                    Seni yanımda isterim
Mesafe birimleri
Acımasızca girmişken aramıza
Kimliğimi kaybetmiş
Bedenim ve ruhumla
Göç edeceği ülkeyi
Kaybetmiş leylekler gibi
                    Seni aradım durdum
                    Seni aradım durdum
Gülücükler açan ilkbahar
Yüzünü
Kır çiçekleri kokan taze
Tenini
                    Yeni doğmuş çocuk
                    Masumiyetini
                    Dolunay misali yakamoz
                    Gözlerini
İnsanlığın susadığı o güzelim
Duygularını
Kuş misali pır pır olan
Kalbini
                    Kendimi ve sevgimi anlamlaştıran
                    Bütününü
Her zaman haykırdığım gibi
Seviyorum
                     Seni seviyorum

11.11.1994