Göbek adım Kamil…
Benimle aynı zamanlarda, seçilmemiş bir dünyaya ınga diyen kadıköy lü zamandaşlarımın göbek adı Kamil…
Yıllarca peşlerinden koştuğumuz Kadıköy Kız Lisesi çıkışında heyecanla beklediğimiz, servis şöförlerinden itina ile kaçtığımız, Bomonti de çay içtiğimiz kız arkadaşlarımızIn göbek adları Zeynep…
Bugünlerde arkadaşlarımın çocukları dünyaya ınga demeye başladı.
Onların göbek adları, amerikan, international…
Yıllardır trenleri omuzlarına alıp karşıya geçiren Söğütlüçeşme köprüsünün daracık kıvrımından süzülüp, tramvay müzesine gitme isteğimi arkada bırakıp, yuvarlak tenekesinin içindeki polis amcanın beyaz eldivenlerini takip ederek bahariye ye doğru ilerledik…
ıtır da kır pidesi yiyelim…
yaa, hava önceleri ellerimi üşüttü, ellerim hissettiği soğuğu içeriye bildirdi, bir de bu havada çin kesimi giymişim- onlarda soğuğu ayaklarımla tanıştırdı, hadi saray a girip çorba içelim. Sonra bomonti ye gideriz, nasılsa pasolarımıza gore onsekiziz…
tamam öyle yapalım, hem ping pong oynarız ama ben duvar tarafında dururum sen masalara doğru koşup kaçan beyaz topu alırsın…
o köprüden körüklü otobüsler geçemiyor diye biz eve Leyland larlamı gideceğiz…
nasılsa yıkarlar yakında, sen de binersin körüklü otobüse boyun uzar…
bu kazandan eve alıp mahalleye çorba dağıtalım…
hadi bitir çorbanı, bomonti bizi bekliyor…
kızıltoprak taki tekne evinde yaşayan amca geldi aklıma, donuyordur şimdi…
o kendini yakalamış, dilediği gibi yaşıyor, soğuklada oturup konuşmuştur, ona uğramıyordur…
sevgilimden başka bir kızla sevişebileceğimi zannetmiyorum…
sanki onunla seviştinde, daha saklambaçta kurt olup onu kurtarma aşamasındasın…
koru da bulduğum gizli yeri kimseye söylemezsen ben daha çok kurt olup sevgilimi kurtarırım…
biliyormusun, yıllar sonra Çelik Gülersoy orayı nakış gibi işleyerek café olarak hayata ekleyecek…
amma attın yaa, Çelik Gülersoy un işi yokta feneryolu koru yıkıntılarından yaşanacak, paylaşılacak bir güzellik yaratacak…
1990 yılına geldiğinde görürüsün…
kan kardeşim olduğuna gore diğer boyutları dolaşmaya çıkıncaya kadar beraberiz, 90 yılında gider bakarız…
şimdi yaz olsaydı, köhne ye gidip, güneşle yaprakların bize sunduğu ışık oyunlarına dalıp hayaller kurardık…
tabi tabi, sen kesip şort yaptığın kotunu giyerdin, ışık oyunları topları geldi diye herkes mutlu olurdu…
iyi ki birkaç kişi dönüp baktı…
eee bende öyle güzel bacaklar görsem gözümü alamazdım…
sen gül bakalım, gün gelecek erkekler şortlarıyla işe gidecek…
evet, hatta bekaretin önemi kalmayacak istediğimiz kadınla sevişeceğiz…
sevişeceğiz deme bana, senin dolduruşunla geneleve gidişlerimiz aklıma geliyor…
elma yanaklarla odadan çıkarken iyiydi…
ne yapayım, millet kaç kere milli oldun diye sorup duruyor, amatör kümede oynuyorum mu diyeyim…
milli oldum de gitsin o zaman…
yalan mı söyleyeceğim…
herkes sallıyor zaten, yok resital verdim dün gece, çıkarmadan beş abi diye…
başkalarına ispat etmek adına yaptıklarıma kıl oluyorum…
yapma o zaman…
yapmayayımda tek başımamı kalayım…
ben varım…
biliyorum, iyi ki varsın, düşündüklerimi paylaşamasam delirirdim herhalde…
sen yüzmeyi nerede öğrendin…
köhne nin önündeki iskelenin sol yanında, eniştemlerle kayık kiralamıştık, birden beni suya attılar, bir iki çırpıNdık işte ama yüzmek gibi yüzmeyi askeri kampta öğrendim…
nasıl giriyorsun oraya…
arkadaşımın kardeşinin kartıyla giriyorum, gerçi altı yaşında ama doğum tarihine bakmıyorlar, attım kendime denize, sala doğru yüzmeye başladım, ben yaklaştıkça sal gülerek benden kaçıyordu, neyse ki sonunda yakaladım…
geçenlerde bir kızın annesi bunlar kaçak girmişler diye bizi şikayet etti ama yine kartın başkasına ait olduğunu anlamadılar…
ben de fenerbahçe plajına gidiyorum ama en son gittiğimde mayomu unutmuşum, neyse ki girişin sağındaki abiden mayo kiraladım…
beraberde gitmiştik seninle, kabin bile kiralamıştık…
denizle içiçe bir şehirde yaşamak çok keyifli…
fenerbahçe deki büfelerden ikincisine dün gece bir araba girdi, çalışanlar geceleri o büfelerin üstünde yatıyorlarmış ve yataklar filan arabanın üzerine düştü…
bende bunlar neden bu kadar yüksek diye düşünürdüm, insan her gün birşey öğreniyor…
bu kitabı hep diyalog şeklindemi yazacaksın…
bilmiyorum ki, biraz önce başladım, ziyaret ettiği gibi yazıyorum, belki de bunlar yırtılan sayfalar olur…
yaz bitir işte, hem komşular sorduğunda annen de kitabı gösterir. Benim oğlum yazar der…
günlerde bile beni konuşuyorlarmış, yok hala askere gitmedi, kaç sene oldu üniversiteyi bitirmedi, bu çocuk evlenmez bile diye, anlayacağın mahallenin heyecanıyım ben, topluma uygun birşey yaparsam konuşacak konuları kalmaz…
evdekiler üzülüyordur…
onlar bana öğrettiler anaokulundan İtibaren kendi kararlarımı almayı,
onlar sayesinde kendim olmayı öğrendim ama anaokuLundayken güvendikleri çocuklarına şimdi kuşkulu bakıyorlar, onları seviyorum, kendimle mutlu olduğumu anlatıyorum ama inandıramıyorum…
seninde çocuğun olduğunda anlarsın…
hep aynı hikaye, gerçi yıllar sonra arkadaşlarımın çocuğu olduğunda aynı şeyleri yaptıklarını göreceğim belki ve bu davranışların aynısını bize yaptıklarında üzüldüğümüzü, bizi anlamıyorlar diye düşündüğümüzü hatırlattığımda bana, içinden çıkılmaz bİr dUygu bu, sanki çocuğum olduktan sonra İçime babam girdi diyeceklerdir…
çocuğun olduğunda sen de AnLarsın belki…
olmaz…
nasılsa olur…
olmaz…
1995
20 Ocak 1995 Cuma
1 Ocak 1995 Pazar
Seni sevmek
Seni
sevmek
Bu
düzenler yuvarlağında
Varlığını
bilmek
Öpüp koplamak seni
Dolunay seyrine dalmak
Gülen gözlerle
Bir
kırçiçeği buketi olup
Içiçe
geçmek
Sevginin
kokusun yaymak
Tüm
özlemler üstüne
Yılbaşında noel baba
Sevgililer gününde sevgilin
Olmak
Bütün sevgimle birlikte
Tüm
Batan
kırmızı güneşlerin
Dolun
olan ayların
Kayan
yıldızların
Karşısında
olmak
Seninle
elele
Küçük sahil kasabalarının
Aşk açan sahillerinden
Sevgimizle dalmak
Yakamozlara
Sevmek
seni
Bir
yıl daha biterken
Kırçiçekleri açmak
Sevginin topraklarında
Dalga olmak
Mutluluk denizlerinde
Değirmen
olmak
Sevda
rüzgarlarında
Insan
olmak
Aşkın yollarında
Sen sen koşmak
Durmaksızın
Hoş gel bize yeni yıl
Sev sende bizim gibi
Sevdiğim
kadınım
Yılbaşı
geldi
Birkaç
satırla birlikte
Yeni yılımızı
Tüm sevgimle
Kutluyorum
Seni seviyorum
01.01.1995
Masal
Masal.
Masal beş harfli bir kelimedir. Dört bacaklı olan masa kelimesine beşinci bacak eklendiğinde görüntü olarak beş bacaklı masa olarak görünmektedir ama okunurken masal olarak okunmaktadır.
Ben da sana iki kişilik gerçek bir masal anlatacağım. Gerçek bir masalın olup olmayacağına yetkili biliciler elbette aralarında toplanarak bir karar verirler. Bir yılbaşı masalı gibi görünse de aslında iki uzun hayatın masalıdır. Sen ve ben diye başlar iki uzun hayat masalı ve devam eder mutluluklarla elele.
Dünyada kahkahaların olmadığı ve neşesiz geçmesi beklenen o günde katılmıştın aramıza, kahkahalarla açmıştın gözlerini otuz nisanda.
Ben de koşturup duruyordum evin içinde üç yaşın bana verdiği enerjiyle. Doğduğun anda bir şeyler hissedip hissetmediğimi hatırlamıyorum.
Çünkü o zamanlarda tek kişilik bir yaşam tarzını tercih ettiğim için ve sende tek eşli hayatı düşlediğin için bindokuzyüzaltmışsekiz yılında dünyaya gelmeni hissetmedim herhalde.
Tanıştık bir akşamın üstünde birbirimizin farkına varmadan, geleceği bilme yeteneğimiz olmadığından varamadık farkımıza ve yıllarca yorduk kendimizi. Sevgi aradık durduk, belki başka şekillerde belki değil.
Yorduk, yorulduk,yollar aldık bilerek ve bilmeyerek. Birbirimize hazırladık kendilerimizi ve aylardan yaz ayı olarak bilinen bir temmuz ortasında hazır hissettik kendimizi ya da bastıramadık sevgimizi ve sarıldık birbirimize sımsıkı, sardık sevgimizle günlerimizi.
Efes’ in önünde dedik önce ve karıştırdık Efesleri birbirine, soda ve kahve söyledik biranın yanında, ağaçların gölgesinde adaçayı, en üst kattaki balkonda oturma, alacakaranlık arka sokaklar, seyri dolunay, birkaç saniye için bir sonraki sokaktan dönmeler, bütünlük, vurgundan korkmadan derinlik, yıkanan çarşaflar, kapıda karşılama ve kayboluş, deniz kıyısında buse, tahta masa üstünde mücver, bodrum ve ilk ayrılık, badana, yine mücver ve mısırlı pilav, mor şort, açamayan çiçek, ertaç apartmanı, kordon, Ankara’ da aşk, kayı apartmanı derken ilk yılbaşımız.
Yılbaşı hüzün ve sevincin karışımıdır. Bir bitiş ve başlangıçtır.
Karışık bir şeydir yılbaşı dedikleri, belki yılsonu diye kutlanabilir.
Evet sevgilim bir ilkimiz daha birlikte yaşayacağımız. Hiçbir şey değiştirmeyecek aslında, ne sevgimiz azalacak ne de bitecek yıl gibi ama yılbaşında sevdiğimle birlikteyim dedirtecek. Bence fazla önemi yok yılbaşının, seni sevdiğim günlerden bir tanesi daha ama her olayı birlikte yaşamak düşüncesi çok güzel. O nedenle seviyorum yılbaşını.
Sevdiğimin yanında bir yılı bitiriyorum ve sevdiğimin yanında bir yıla yeni hayallerle başlıyorum. Bir hediye tabi ki alamıyorum, şimdilik tek hediyem sevgim, belki paketleyip sana sunabilirim canım sevgilim. Kırmızı bağcıklarımdan fiyonk yaparım kendime belki.
Hiçbir şeyin seni üzmesine izin verme, ne kadar mükemmel bir insan olduğunun farkına var, o güvenle sarıl yaşama ve bil ki yanında her zaman seni sevecek biri var. Kimi zamanlar o birisi seni kırabilir ama bil ki seni her istemeyerek kırdığında kendisi paramparça oluyor. O nedenle öyle anlarda fazla kızma ona ve bil ki seni çok seviyor. Tut onu elinden ve birlikte kanat çırpın mutlu yeni yıllara doğru.
Evet canım, yeni yıla girirken seni belki kırmızı kamnoyete bindiremiyorum ama kırmızı kamyonetimiz olana kadar seni tüm sevgimle sırtımda taşıyacağımı söyleyebilirim.
Seni seviyorum.
1995
Masal beş harfli bir kelimedir. Dört bacaklı olan masa kelimesine beşinci bacak eklendiğinde görüntü olarak beş bacaklı masa olarak görünmektedir ama okunurken masal olarak okunmaktadır.
Ben da sana iki kişilik gerçek bir masal anlatacağım. Gerçek bir masalın olup olmayacağına yetkili biliciler elbette aralarında toplanarak bir karar verirler. Bir yılbaşı masalı gibi görünse de aslında iki uzun hayatın masalıdır. Sen ve ben diye başlar iki uzun hayat masalı ve devam eder mutluluklarla elele.
Dünyada kahkahaların olmadığı ve neşesiz geçmesi beklenen o günde katılmıştın aramıza, kahkahalarla açmıştın gözlerini otuz nisanda.
Ben de koşturup duruyordum evin içinde üç yaşın bana verdiği enerjiyle. Doğduğun anda bir şeyler hissedip hissetmediğimi hatırlamıyorum.
Çünkü o zamanlarda tek kişilik bir yaşam tarzını tercih ettiğim için ve sende tek eşli hayatı düşlediğin için bindokuzyüzaltmışsekiz yılında dünyaya gelmeni hissetmedim herhalde.
Tanıştık bir akşamın üstünde birbirimizin farkına varmadan, geleceği bilme yeteneğimiz olmadığından varamadık farkımıza ve yıllarca yorduk kendimizi. Sevgi aradık durduk, belki başka şekillerde belki değil.
Yorduk, yorulduk,yollar aldık bilerek ve bilmeyerek. Birbirimize hazırladık kendilerimizi ve aylardan yaz ayı olarak bilinen bir temmuz ortasında hazır hissettik kendimizi ya da bastıramadık sevgimizi ve sarıldık birbirimize sımsıkı, sardık sevgimizle günlerimizi.
Efes’ in önünde dedik önce ve karıştırdık Efesleri birbirine, soda ve kahve söyledik biranın yanında, ağaçların gölgesinde adaçayı, en üst kattaki balkonda oturma, alacakaranlık arka sokaklar, seyri dolunay, birkaç saniye için bir sonraki sokaktan dönmeler, bütünlük, vurgundan korkmadan derinlik, yıkanan çarşaflar, kapıda karşılama ve kayboluş, deniz kıyısında buse, tahta masa üstünde mücver, bodrum ve ilk ayrılık, badana, yine mücver ve mısırlı pilav, mor şort, açamayan çiçek, ertaç apartmanı, kordon, Ankara’ da aşk, kayı apartmanı derken ilk yılbaşımız.
Yılbaşı hüzün ve sevincin karışımıdır. Bir bitiş ve başlangıçtır.
Karışık bir şeydir yılbaşı dedikleri, belki yılsonu diye kutlanabilir.
Evet sevgilim bir ilkimiz daha birlikte yaşayacağımız. Hiçbir şey değiştirmeyecek aslında, ne sevgimiz azalacak ne de bitecek yıl gibi ama yılbaşında sevdiğimle birlikteyim dedirtecek. Bence fazla önemi yok yılbaşının, seni sevdiğim günlerden bir tanesi daha ama her olayı birlikte yaşamak düşüncesi çok güzel. O nedenle seviyorum yılbaşını.
Sevdiğimin yanında bir yılı bitiriyorum ve sevdiğimin yanında bir yıla yeni hayallerle başlıyorum. Bir hediye tabi ki alamıyorum, şimdilik tek hediyem sevgim, belki paketleyip sana sunabilirim canım sevgilim. Kırmızı bağcıklarımdan fiyonk yaparım kendime belki.
Hiçbir şeyin seni üzmesine izin verme, ne kadar mükemmel bir insan olduğunun farkına var, o güvenle sarıl yaşama ve bil ki yanında her zaman seni sevecek biri var. Kimi zamanlar o birisi seni kırabilir ama bil ki seni her istemeyerek kırdığında kendisi paramparça oluyor. O nedenle öyle anlarda fazla kızma ona ve bil ki seni çok seviyor. Tut onu elinden ve birlikte kanat çırpın mutlu yeni yıllara doğru.
Evet canım, yeni yıla girirken seni belki kırmızı kamnoyete bindiremiyorum ama kırmızı kamyonetimiz olana kadar seni tüm sevgimle sırtımda taşıyacağımı söyleyebilirim.
Seni seviyorum.
1995
Bir gökyüzüyüm ben
Bir
gökyüzüyüm ben
Parlayan
yıldızım sen
Bir çocuğum ben
Masumuyetim sen
Bir
halkım ben
Özgürlüğüm
sen
Bir akarsuyum ben
Kavuştuğum deniz sen
Bir
gökkuşağıyım ben
Bütün renklerim
sen
Bir ağaç köküyüm ben
Beni saran toprağım sen
Bir
tokalaşmayım ben
Ellerim
sen
Bir yaşlıyım ben
Yıllarım sen
Bir
rüzgar gülüyüm ben
Gül
rüzgarım sen
Bir sokağım ben
Lambam sen
Bir
kırçiçeğiyim ben
Dayanılmaz
kokum sen
Bir uçurtmayım ben
Gökyüzüm sen
Bir
sevdalıyım ben
Sevdalandığım
sen
Sen ve ben
Biz
Elele
Sevgi
sevgiye
Bu
yıldan yeni yıla
Mutluluklar
birlikteliğimizde
Dolunay
gökyüzümüzde
Kurduk yatağımızı
Sevgimizin içine
Gözlerine
takılı kalmak
Bütününün
seyrine dalmak
Yokluğunda
pijamanı görüp
Içimi
güldürmek
Tarifsiz
geliyor
Seni bana gelirken görmek
Mimiklerine dokunmak
Sen
yanımda yokken
Lugatsız
duygular
Kaplıyor
içimi
Dünya cümlelerinden
En güzelini söylüyorum
Seni seviyorum
Yeni
mutlu yılımızı
Hayata
Armağan ediyorum
01.01.1995
11 Aralık 1994 Pazar
Küçük bir kıyı kasabasının
ksb
Küçük
bir kıyı kasabasının
Kıyısında
pürtelaş koşuşturan
İnsanların
içini titreten
Rüzgarlı
bir gün değildi
Tatlı bir imbatın
Okşayışını bekliyordu
İnsanlar Kordon da
Kıpkırmızı
gün batımında
Tokuşturdular
kadehleri ufukta
Evet evet o şehirden
Kırmızı gün batımlı
Sevecen imbatlı şehirde
Filizlendi bu yazılar
Sevgiler aşklar ve de meşkler
Erken
kalktım bugün
Kokun uzaklaştıktan sonra
Bir miktar suyu
Bıraktım kendi haline
Çay isimli sıvıyı
Dolaştırdım damarlarımda
Şöyle
bir seyir ettim
Kırmızı
batımlı şehire
Tibet’ den rahip dostlarımın
İçlerinden kopartarak besteleyip
Gönderdikleri melodiyi
Fısıldadım kulağına sevgimle
Konuştuk
günlerce
İnsanları
Düzenler
yuvarlağını
Uzaylı
dostlarımızı
Sanki hep bizden bahsediyorduk
İnsanlar yuvarlaklar
Ve de uzaylı dostlarımızdan
Bahsederken
Her
cümlenin sonu
Seninle
bitiyordu sanki
Planlı
plansız programsız
Neyse
neydi
Her kapı çalındığında
Kalbimi bir kıpırtı çalıyordu
Bazen ben
Bazen başkası açıyordu
Sevgi
dolu gözlerini gördüğümde
Kapıyı
başkalarına açtırdığıma
Kızıyordum
Denizin kıyısından taşları
Zıplatarak yollarken denize
Ada
çayını yudumlarken
Arka karanlık sokaklarda
Koşuştururken zaman
Otururken
soğuk taşlara
Biliyordum
içime işleyeceğini
Düşüncelerimde hislerimde
Kahkahalarımda yollarımda
Gözyaşlarımda
derinliklerimde
Kaçışlarımda
sığlıklarımda
Adımlarımda
noktalarımda
Hepsi
hepsi
Biliyordum ben olacağını
Zangır zangır titre
Ve de kendine gel deme
İhtiyacı bile duymuyordum
Kaptırmak
gerekiyorsa kaptırmak
Acı
gerekiyorsa acı
Sıradan insandan bile kaçarken
Senden kaçmadım
Kaçmak istemedim
Hepsini yaşamak istedim
İlk
defa her şeyi bir yana bırakıp
Senin
yanına gelmek istedim
Seni
istedim
Sevmek mutlu etmek doyurmak
Uyutmak üstünü örtmek güldürmek
Yolcu etmek beklemek karşılamak
Hepsi hepsi
Bir
mum ışığı gölgesinde
Islak
yağmurun düştüğü yollarda
Sevgiyle
yol alan teknede
Tarih kokan evlerde
Şarap sunulan şirin köylerde
Denizi olmayan şehirde
Bir
melodinin peşinde
Dayanılmaz
alacakaranlıkta
Bir demet
kır çiçeği kokusunda
Dolunaylı
gecelerde
Arizona’da ki çocukluğumuzda
Kıpkırmızı gün batımında
Kıyıdaki balık ekmek teknesinde
Bora Bora’ da
Seninle
olmak istiyorum
Hiçbir
zaman noktası olmadan
Seviyorum
seni
Seni
seviyorum
11.12.1994
21 Kasım 1994 Pazartesi
Uzun bir hayat hikayesinin...
Uzun bir hayat hikayesinin bir yerlerindeyim şu yaşadığım ve de yaşanılan günlerde. Seviyor ve de seviliyorum.
İnsanlarla barışıklığım sürdüğü gibi sevdiğimle olan aşkımda mutluluk kartopu olup yuvarlamakta her geçen gün büyüyerek.
Mesafeler, zamanlar, kayan yıldızlar, yağmurlar, kış müjdeleri, vapur sesleri, tezler, antitezler, araba alarmları, düğünler, bulut, özlem,
İç cızları, telefonlar, yeter artıklar, dostlar, barlar, düşünceler,
İş arayışları, gülücükler, tostlar, sek votkalar, oh yesler, otobanlar, otobanmayanlar, boğazlı kazak, yağmur korunağı, burun damlaları,
ayrı yataklar, ankara, istanbul, aşk, sevgi, mutluluk ve elele olmak için yola çıkış vakti.
Aşka yol olmaz derler
Mesafeler silinip gider
Düşündüğünde yanındasın
Derler derler de
Ben anlamam arkadaş
Dokunmak isterim
Öpüp koklamak
Göz yaşlarına dokunmak
Kahkahaları ile
Elelel dolaşmak isterim
Varsın diğerleri
Düşündüğünde yanında hissetsin
Kendini
Ben sevdiğimi
Uyandığında kollarımda
İsterim !
Ortadaki orta büyüklükteki deliğe, orta boy jetonları birer birer yuvarladıktan sonra eve dönünce kaleme alınan birkaç satır.
20.11.1994
İnsanlarla barışıklığım sürdüğü gibi sevdiğimle olan aşkımda mutluluk kartopu olup yuvarlamakta her geçen gün büyüyerek.
Mesafeler, zamanlar, kayan yıldızlar, yağmurlar, kış müjdeleri, vapur sesleri, tezler, antitezler, araba alarmları, düğünler, bulut, özlem,
İç cızları, telefonlar, yeter artıklar, dostlar, barlar, düşünceler,
İş arayışları, gülücükler, tostlar, sek votkalar, oh yesler, otobanlar, otobanmayanlar, boğazlı kazak, yağmur korunağı, burun damlaları,
ayrı yataklar, ankara, istanbul, aşk, sevgi, mutluluk ve elele olmak için yola çıkış vakti.
Aşka yol olmaz derler
Mesafeler silinip gider
Düşündüğünde yanındasın
Derler derler de
Ben anlamam arkadaş
Dokunmak isterim
Öpüp koklamak
Göz yaşlarına dokunmak
Kahkahaları ile
Elelel dolaşmak isterim
Varsın diğerleri
Düşündüğünde yanında hissetsin
Kendini
Ben sevdiğimi
Uyandığında kollarımda
İsterim !
Ortadaki orta büyüklükteki deliğe, orta boy jetonları birer birer yuvarladıktan sonra eve dönünce kaleme alınan birkaç satır.
20.11.1994
11 Kasım 1994 Cuma
Düş yapraklarıyla bezenmiş
Düş
yapraklarıyla bezenmiş
Zarif
ince belli
Karanlık
arka sokakta
Yürürken
yalnızlığımla
Hep seni düşündüm
Hep seni düşündüm
Sonbahar
gibi
Dökülürken
gözyaşlarım
İlkbahar
gibi
Açarken
gülücüklerim
Seni yanımda isterim
Seni yanımda isterim
Mesafe
birimleri
Acımasızca
girmişken aramıza
Kimliğimi
kaybetmiş
Bedenim
ve ruhumla
Göç
edeceği ülkeyi
Kaybetmiş
leylekler gibi
Seni aradım durdum
Seni aradım durdum
Gülücükler
açan ilkbahar
Yüzünü
Kır
çiçekleri kokan taze
Tenini
Yeni doğmuş çocuk
Masumiyetini
Dolunay misali yakamoz
Gözlerini
İnsanlığın
susadığı o güzelim
Duygularını
Kuş
misali pır pır olan
Kalbini
Kendimi ve sevgimi anlamlaştıran
Bütününü
Her
zaman haykırdığım gibi
Seviyorum
Seni seviyorum
11.11.1994
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
