Hayatın hikayesi
Nereden başlar bilemem
Kendi hikayemi düşündüğümde
Senin sayfanda
Yüreğim kitap aralığı
1999
1999 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1999 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Aralık 1999 Pazartesi
25 Ekim 1999 Pazartesi
Gözyaşın olsam
Gözyaşın olsam
Akmaya kıyamam
Sen üzülme diye
Belki sevinç gözyaşı olurum
Senin için
1999
Akmaya kıyamam
Sen üzülme diye
Belki sevinç gözyaşı olurum
Senin için
1999
4 Ekim 1999 Pazartesi
Mesajlar...
Mesaj 1 : Gözyaşlarımdan okyanus, heyecanımdan rüzgar yaptım, yüreğime yelken sapladım sana seyrediyorum. Her kalp atışımda sen oluyorum, sana günde beş vakit ibadet ediyorum. 1998
Mesaj 2 : Azgın dalganın koluna girip, teninin serpiştirildiği kumsala med cezir oldum. Göçmen kuşa yüreğimi ekledim, senden başka yüreğe göç etmez oldum. 1998
Mesaj 3 : Sonsuza kadar uzanan hayat soluksuzluklarında, teninde bir hayat öpücüğü, yaprakların arasından geceye gündüz olan gözlerine hayat dostu olan bir sevgili var. 1998
Mesaj 4 : Bir yağmur damlası suya düştü mü halkaları büyür büyür sonsuza sarılır. Sana olan aşkımda yüreğime düştü, büyüyor büyüyor sonsuzluğu kucaklıyor. Günaydın canım. 1998
Mesaj 5 : Sepserin ağaçların arasına saklanmış koyda mışıl mışıl uyuyan denizi kıskandıran tenine dokunmaya 29 saat 15 dakika kaldı canım sevdiğim, öpüyorum. 1999
Mesaj 6 : İstanbul un üstüne bulutlar taşınmış, sevdiğim Istanbul dan uzaklaşmayı yarılamış. Benim peşimde deniz köpükleri, sevdiğimin imkansız gözleri uzakları görüyor sahipsiz. 1999
Mesaj 7 : Günaydın sevgilim. Kimsesiz çocukları hayata bağlayan gülüşünün bütün yüzünde ve yüreğinde olmasını diler, seni fış fış kayıkçı oynamaya beklerim. 1999
Mesaj 8 : Günaydın sevgilim. Henüz tadına bakılmamış bütün güzellikleri birlikte yaşarkende seni seviyor olacağım. En kısa zamanda titrek dudaklarında dirilmek niyetiyle… 1999
Mesaj 9 : Günaydın canım. Yüreğimle tek başıma yollarda yürürken, ıhlamur çiçeği kokusuyla tanışmanın ulaşılmaz keyfi gibi seninle yaşamak, seni sevmek- hissetmek… 1998
Mesaj 10 : Gece rengini şaşırmış, sevgilim evimizin soluğundan uzağa düşmüş, yatağım küskün bana annesi uzaklarda diye, yüreğim üşümüş içiçe geçemedik bu gece diye… 1999
Mesaj 11 : Gecenin rengi sabaha saklanmış, aşık adam yatağında sensiz uyanmış, günün içine dalmış. En kıymetli hazinesini akşamın duruluğunda beklemeye başlamış. 1999
Mesaj 12 : Sevdiğimle konuştum, ses tonunun tınıları yüreğimi acıttı. Seni öyle duymak yaralarımı kanattı. Biliyorsun seninim ama yinede seni anlıyorum, seni bekliyorum. 1998
Mesaj 13 : Sevdiğim sana bütün kucaklarım, kırçiçeklerim, yarınlarım, anlayışlarım, bedenim, ruhum, gün doğumlarım, soluk alışlarım, yeniden doğuşlarım, seninim Sevdiğim delinim. 1998
Mesaj 14 : Dünyanın bütün sabahları seninle birlikte uyansın, aşkımızı umutla bekleyenlerin üzerine doğursun ve Tenini tenimle bütünleştirsin, aşkımız Sonsuzluğun adı olsun. 1998
Mesaj 15 : Dalganın koynuna sakladım kokumu sana ulaştırsın diye, iskeledeki martıyı okşadı dalga, martı kanat çırptı yüreğine doğru, kokum beyazlığında ve teninde… 1999
Mesaj 16 : Ne bodrum un mavisi ne denizin inanılmaz senfonisi ne de tarihi oluşturan güzellikler…benim için tüm güzellikler sen sevdiğim?
2000
Mesaj 17 : Bir martı aşık olmuş denize küsmüş uçmaz olmuş, kırçiçeklerinin sesi kısılmış güneş yolunu kaybetmiş. Martı sevdalısına sarılınca doğa ananın yüzü gülmüş. 2000
Mesaj 18 : İstanbul a güneş öksüz doğdu, seni arıyor günün ilk sevgi ışıklarıyla okşamak için. Yüreğim yolunu kaybetmiş, ıhlara denilen bir yerde romeo olmuş… 1999
Mesaj 19 : Aaahh her yerim ağrıyor. Şu anda hastanedeyim. Acilen ya da istediğinİz zaman gelİn beni çıkarın. Sonra sevişiriz. Aa bir antilop. Sus diyen hemşire ölmüş, hüzün var. 1998
Mesaj 20 : Bİr sütyen olsam sana sıkı sıkı sarılsam kalp atışlarını duyarak uyusam. Sana dokunmak nefes almak, seninle yaşamak ölümsüz olmak… 1998
Mesaj 21 : Bu gece armağan ettiğin kokunla yelken açacağım. Yüreğine kıvrılIp huzur içinde uyuyacağım. Gerçekten sana sarıldığımda rüyadan uyanacağım. İşte o zaman doğacağım. 1998
Mesaj 22 : Gökten bir elma düştü iki yüreğe ayrıldı. Sen ve ben sevgilim gökyüzündeki birlikteliğimiz yeryüzünde devam ediyor ve hayata unutulmaz bir aşk ekleniyor. 1998
Mesaj 2 : Azgın dalganın koluna girip, teninin serpiştirildiği kumsala med cezir oldum. Göçmen kuşa yüreğimi ekledim, senden başka yüreğe göç etmez oldum. 1998
Mesaj 3 : Sonsuza kadar uzanan hayat soluksuzluklarında, teninde bir hayat öpücüğü, yaprakların arasından geceye gündüz olan gözlerine hayat dostu olan bir sevgili var. 1998
Mesaj 4 : Bir yağmur damlası suya düştü mü halkaları büyür büyür sonsuza sarılır. Sana olan aşkımda yüreğime düştü, büyüyor büyüyor sonsuzluğu kucaklıyor. Günaydın canım. 1998
Mesaj 5 : Sepserin ağaçların arasına saklanmış koyda mışıl mışıl uyuyan denizi kıskandıran tenine dokunmaya 29 saat 15 dakika kaldı canım sevdiğim, öpüyorum. 1999
Mesaj 6 : İstanbul un üstüne bulutlar taşınmış, sevdiğim Istanbul dan uzaklaşmayı yarılamış. Benim peşimde deniz köpükleri, sevdiğimin imkansız gözleri uzakları görüyor sahipsiz. 1999
Mesaj 7 : Günaydın sevgilim. Kimsesiz çocukları hayata bağlayan gülüşünün bütün yüzünde ve yüreğinde olmasını diler, seni fış fış kayıkçı oynamaya beklerim. 1999
Mesaj 8 : Günaydın sevgilim. Henüz tadına bakılmamış bütün güzellikleri birlikte yaşarkende seni seviyor olacağım. En kısa zamanda titrek dudaklarında dirilmek niyetiyle… 1999
Mesaj 9 : Günaydın canım. Yüreğimle tek başıma yollarda yürürken, ıhlamur çiçeği kokusuyla tanışmanın ulaşılmaz keyfi gibi seninle yaşamak, seni sevmek- hissetmek… 1998
Mesaj 10 : Gece rengini şaşırmış, sevgilim evimizin soluğundan uzağa düşmüş, yatağım küskün bana annesi uzaklarda diye, yüreğim üşümüş içiçe geçemedik bu gece diye… 1999
Mesaj 11 : Gecenin rengi sabaha saklanmış, aşık adam yatağında sensiz uyanmış, günün içine dalmış. En kıymetli hazinesini akşamın duruluğunda beklemeye başlamış. 1999
Mesaj 12 : Sevdiğimle konuştum, ses tonunun tınıları yüreğimi acıttı. Seni öyle duymak yaralarımı kanattı. Biliyorsun seninim ama yinede seni anlıyorum, seni bekliyorum. 1998
Mesaj 13 : Sevdiğim sana bütün kucaklarım, kırçiçeklerim, yarınlarım, anlayışlarım, bedenim, ruhum, gün doğumlarım, soluk alışlarım, yeniden doğuşlarım, seninim Sevdiğim delinim. 1998
Mesaj 14 : Dünyanın bütün sabahları seninle birlikte uyansın, aşkımızı umutla bekleyenlerin üzerine doğursun ve Tenini tenimle bütünleştirsin, aşkımız Sonsuzluğun adı olsun. 1998
Mesaj 15 : Dalganın koynuna sakladım kokumu sana ulaştırsın diye, iskeledeki martıyı okşadı dalga, martı kanat çırptı yüreğine doğru, kokum beyazlığında ve teninde… 1999
Mesaj 16 : Ne bodrum un mavisi ne denizin inanılmaz senfonisi ne de tarihi oluşturan güzellikler…benim için tüm güzellikler sen sevdiğim?
2000
Mesaj 17 : Bir martı aşık olmuş denize küsmüş uçmaz olmuş, kırçiçeklerinin sesi kısılmış güneş yolunu kaybetmiş. Martı sevdalısına sarılınca doğa ananın yüzü gülmüş. 2000
Mesaj 18 : İstanbul a güneş öksüz doğdu, seni arıyor günün ilk sevgi ışıklarıyla okşamak için. Yüreğim yolunu kaybetmiş, ıhlara denilen bir yerde romeo olmuş… 1999
Mesaj 19 : Aaahh her yerim ağrıyor. Şu anda hastanedeyim. Acilen ya da istediğinİz zaman gelİn beni çıkarın. Sonra sevişiriz. Aa bir antilop. Sus diyen hemşire ölmüş, hüzün var. 1998
Mesaj 20 : Bİr sütyen olsam sana sıkı sıkı sarılsam kalp atışlarını duyarak uyusam. Sana dokunmak nefes almak, seninle yaşamak ölümsüz olmak… 1998
Mesaj 21 : Bu gece armağan ettiğin kokunla yelken açacağım. Yüreğine kıvrılIp huzur içinde uyuyacağım. Gerçekten sana sarıldığımda rüyadan uyanacağım. İşte o zaman doğacağım. 1998
Mesaj 22 : Gökten bir elma düştü iki yüreğe ayrıldı. Sen ve ben sevgilim gökyüzündeki birlikteliğimiz yeryüzünde devam ediyor ve hayata unutulmaz bir aşk ekleniyor. 1998
18 Haziran 1999 Cuma
Bedenimin içine sıkıştırılmış...
Bedenimin içine sıkıştırılmış bütün öbjeleri dışarıya kusmak istiyorum. Gerekirse lağman yapsınlar ve kurtarsınlar beni bu derin objelerden. Kimin kararı ile bu bilince sahip oluyoruz. Bütün bunları tek başınamı başarıyoruz. Sıkılaştıkça zorlanacağına daha kolay alışır hale mi geliyoruz?
Ya ruhuma ne demeli… Alıp başını gidiyor. Hiç bana sormuyor, söylemiyor. Kim biliyor ruhumun nereye gittiğini ve hatta bazı geceler geri dönmüyor. Tamam modern yapılı birisiyim ama insan merak ediyor.
Nereye kadar çekebilirim? Gözümün alabilirliği boyunca geleceğe bakabilir miyim? Gelecek kolumuzun altında olsa daha mı rahat olacağız? hic.www.ruhlaralemi.com.plazma gibi dokunmatik ama yaşamamatik paylaşımlar sonucunda sürüyor hayatın tik takı artık. Çok şey değişti ama en çokta sanal paylaşımlara alıştık. Zaten yaşarken hakkını veremedikten sonra sanal olsa ne farkeder.
Bedenime geri dönelim. Bugünlerde kaba denilen ama aslında çok hassas olan derimde bir yaratık büyüdü. Literatürde çıban deniyor. Bir haftadır onunla birlikte düşüp kalkıyoruz. Belki de kıl dönmesidir. Her neyse, yabancı ve konuşmadığın biriyle sevişmek gibi onu hissetmek. O da arasıra içini boşaltıyor. Yazının peşinden gitmek, bazen insanın kendini elinden kaçırmasına sebep oluyor. O nedenle ne zaman yazmaya başlasam ruhuma bir halat bağlarım ve çok uzaklaşınca geri çekerim.
Günaydın diyen bir ses içeri girdi. Günaydın. Yaşamın satırları kopuk, cümleleri devrik hatta şifreli. Illaki uğraştıracak. Aslında ayşegül hep tatilde olsa ne güzel olur. Şu deli başımızı alıp attalara gidecek, gittiği yeri tanıyıp, insanlarla kardeş olup, hoş sohbetler peşinden koşturacak, gönül alma zamanlarında kendimizi kaybedecek soluk alan mekanlara kavuşamadık.
Hislerimizi kupon karşılığı bile olmadan paylaşmaya kalktığımızda apaçıkta kalıyoruz. Hisler, hissedilmiyor. Oyun bile oynanmıyor. Yoklar. Aşk ateşine no-frost yaklaşımlar söz konusu. Konunun umutsuzluklarla bir ilgisi yok. Şu anda aşığım. Ama aşkımızın ritmi huzur üzerine kurulmalı, kavga ile tanışmamalı, kendini kendinden uzaklaştırmamalı. Önceleri kendimi kaybettiğimin bile farkında olmadan kayboldum, bazı geceler tek başına kaldığımda kendime inanamadım. Nasıl böyle bir yaşayan olduğumu, anlam çalışmaları yapmama rağmen anlamlandıramadım. Kayboldum, üstelik yolda kendimle karşılaştığımda farkettim kaybolmuşluğumu. Ama aşk beni bilinmeyenlere götürdü diye üstelemedim ve elbette bilinen yollar bulunurdu. Sevdiğim insan bu benle birlikte olmaktan rahatsız, sızılı, kızgın, üzgün ama umutluydu. Her ne kadar aşkın dingin sularına ayak sokmak istesede o da biliyordu aşkın hiçbir zamazingoya benzemediğini.
Ecel terleri döktük, birbirimizi kırdık, ikimizde farklı şekillere büründük ve hala aşığız. Ben, aşkın hiçbir satırını atlamadan yaşamanın, sevdiğim ise huzurlu bir aşk ortamının düşüncesindeydi. Aşk laftan anlamaz, kimseleri düşünmez, acısını en acı şekilde dokundurur, mutluluğu o acıyı bile unutturur. Ipi gerdik ve ayrı yerlere kıç üstü düştük. Kıçım başıma, başım kıçıma geçti. Ağzımdan osurdum, kıçımdan soluk aldım. Kendimden utandım, utanmama kızdım, senin bu yönünde bir yerlerinde yaşıyor ve gerekli gördüğünde başını uzatıyor dedim. Çok acayip, hatta yeni bir kelime türetmeli bu hissin anlamını verecek. Ben bunları yaşıyorum ve yaşatıyorum. Inanılası bir yer bulamıyorum. Ben bunları yaşadım. Bugüne kadar doğru yaptığım ne varsa, ben olmamı gerçekleştiren, hepsi püf. Ve bunları soluk aldığım sürece en çok sevdiğim insana yaşatan yine ben. Yıkıl karşımdan dedim kendime ve ağzımdan tek bir laf çıktı, aşığım. Iyi bok yedin de aşık oldun. Güzelim insanın duygularını kör ve topal düğüm yaptın, her seferinde ama aşığım dedin, eeeee. Haklıydım çünkü aşıktım. Bazı yepyeni duygularımın esiri olsamda, her geçen güne mutlulukla birlikte illaki birkaç sorunda sıkıştırsam da aşıktık. Öyleyse yüreklerimiz bildikleri yere geri gelene kadar acınında, mutluluğunda keyfini çıkarabilirdik.
Farklı olma iç güdüsü sıradan olanın tek düzeliğinden mi yoksa siyahın karşısında beyaz olma isteğinden mi? Bazen beyaz olduğunu bile bile siyah dediğim anlarda, farklı olma alışkanlığından olduğunu biliyorum. Ama içimde iki cinside bir şekilde anlayacak bir bölüm olması gerektiğine inanıyorum. Bazı noktalarda kadın gibi görebilmek bazılarında ise erkek düşüncesiyle bakabilmek. Her zaman kadınlarla içiçe olup, onların ve de bizlerin önce insan olduklarını düşünüp, birlikte yaşadığımız yuvarlakta ya da herhangi şekilde hayata anlamı birlikte vermenin daha keyifli ve gerçek olduğunu biliyorum. Bir insanın ne düşünebileceğini hissedip ona hissettiğini göstermek ve onun mutluluğunu yüreğinde görmek inanılmaz duygular toplamı. O zamanlarda kendim olabildiğine inanıyorum.
Saklambaçta kurt olduğunuzda kimi kurtarırsınız?
Hayatımızın uzunluğunu bilsek şimdiki benlerimizin neresinde oluruz acaba. Şu gün, haziranın 27 sinde 2009 yılı boyut değiştireceğini bilen tazecik bir kız çocuğu bekarete önem verir miydi? Birçok yapmayı istediğimiz kendi duygularımızı hep sonralara ertelermiydik? Öyleyse her kişi kendine bir tarih belirlesin ve tüm istediklerini doyasıya yaşasın. Kendi varlığımızı, sorunlarımızı, acılarımızı, kahkahalarımızı en iyi biz biliriz. Kendi yanlışımızı yapma şansına hepimiz sahip olmalıyız. Sunulan bir hayatın yaşam dakikaları örümcek ağlarına karışır. Bizim olan bir dakikanın bütün günü kurtardığı çok görülmüş bir vakadır…
1999
Ya ruhuma ne demeli… Alıp başını gidiyor. Hiç bana sormuyor, söylemiyor. Kim biliyor ruhumun nereye gittiğini ve hatta bazı geceler geri dönmüyor. Tamam modern yapılı birisiyim ama insan merak ediyor.
Nereye kadar çekebilirim? Gözümün alabilirliği boyunca geleceğe bakabilir miyim? Gelecek kolumuzun altında olsa daha mı rahat olacağız? hic.www.ruhlaralemi.com.plazma gibi dokunmatik ama yaşamamatik paylaşımlar sonucunda sürüyor hayatın tik takı artık. Çok şey değişti ama en çokta sanal paylaşımlara alıştık. Zaten yaşarken hakkını veremedikten sonra sanal olsa ne farkeder.
Bedenime geri dönelim. Bugünlerde kaba denilen ama aslında çok hassas olan derimde bir yaratık büyüdü. Literatürde çıban deniyor. Bir haftadır onunla birlikte düşüp kalkıyoruz. Belki de kıl dönmesidir. Her neyse, yabancı ve konuşmadığın biriyle sevişmek gibi onu hissetmek. O da arasıra içini boşaltıyor. Yazının peşinden gitmek, bazen insanın kendini elinden kaçırmasına sebep oluyor. O nedenle ne zaman yazmaya başlasam ruhuma bir halat bağlarım ve çok uzaklaşınca geri çekerim.
Günaydın diyen bir ses içeri girdi. Günaydın. Yaşamın satırları kopuk, cümleleri devrik hatta şifreli. Illaki uğraştıracak. Aslında ayşegül hep tatilde olsa ne güzel olur. Şu deli başımızı alıp attalara gidecek, gittiği yeri tanıyıp, insanlarla kardeş olup, hoş sohbetler peşinden koşturacak, gönül alma zamanlarında kendimizi kaybedecek soluk alan mekanlara kavuşamadık.
Hislerimizi kupon karşılığı bile olmadan paylaşmaya kalktığımızda apaçıkta kalıyoruz. Hisler, hissedilmiyor. Oyun bile oynanmıyor. Yoklar. Aşk ateşine no-frost yaklaşımlar söz konusu. Konunun umutsuzluklarla bir ilgisi yok. Şu anda aşığım. Ama aşkımızın ritmi huzur üzerine kurulmalı, kavga ile tanışmamalı, kendini kendinden uzaklaştırmamalı. Önceleri kendimi kaybettiğimin bile farkında olmadan kayboldum, bazı geceler tek başına kaldığımda kendime inanamadım. Nasıl böyle bir yaşayan olduğumu, anlam çalışmaları yapmama rağmen anlamlandıramadım. Kayboldum, üstelik yolda kendimle karşılaştığımda farkettim kaybolmuşluğumu. Ama aşk beni bilinmeyenlere götürdü diye üstelemedim ve elbette bilinen yollar bulunurdu. Sevdiğim insan bu benle birlikte olmaktan rahatsız, sızılı, kızgın, üzgün ama umutluydu. Her ne kadar aşkın dingin sularına ayak sokmak istesede o da biliyordu aşkın hiçbir zamazingoya benzemediğini.
Ecel terleri döktük, birbirimizi kırdık, ikimizde farklı şekillere büründük ve hala aşığız. Ben, aşkın hiçbir satırını atlamadan yaşamanın, sevdiğim ise huzurlu bir aşk ortamının düşüncesindeydi. Aşk laftan anlamaz, kimseleri düşünmez, acısını en acı şekilde dokundurur, mutluluğu o acıyı bile unutturur. Ipi gerdik ve ayrı yerlere kıç üstü düştük. Kıçım başıma, başım kıçıma geçti. Ağzımdan osurdum, kıçımdan soluk aldım. Kendimden utandım, utanmama kızdım, senin bu yönünde bir yerlerinde yaşıyor ve gerekli gördüğünde başını uzatıyor dedim. Çok acayip, hatta yeni bir kelime türetmeli bu hissin anlamını verecek. Ben bunları yaşıyorum ve yaşatıyorum. Inanılası bir yer bulamıyorum. Ben bunları yaşadım. Bugüne kadar doğru yaptığım ne varsa, ben olmamı gerçekleştiren, hepsi püf. Ve bunları soluk aldığım sürece en çok sevdiğim insana yaşatan yine ben. Yıkıl karşımdan dedim kendime ve ağzımdan tek bir laf çıktı, aşığım. Iyi bok yedin de aşık oldun. Güzelim insanın duygularını kör ve topal düğüm yaptın, her seferinde ama aşığım dedin, eeeee. Haklıydım çünkü aşıktım. Bazı yepyeni duygularımın esiri olsamda, her geçen güne mutlulukla birlikte illaki birkaç sorunda sıkıştırsam da aşıktık. Öyleyse yüreklerimiz bildikleri yere geri gelene kadar acınında, mutluluğunda keyfini çıkarabilirdik.
Farklı olma iç güdüsü sıradan olanın tek düzeliğinden mi yoksa siyahın karşısında beyaz olma isteğinden mi? Bazen beyaz olduğunu bile bile siyah dediğim anlarda, farklı olma alışkanlığından olduğunu biliyorum. Ama içimde iki cinside bir şekilde anlayacak bir bölüm olması gerektiğine inanıyorum. Bazı noktalarda kadın gibi görebilmek bazılarında ise erkek düşüncesiyle bakabilmek. Her zaman kadınlarla içiçe olup, onların ve de bizlerin önce insan olduklarını düşünüp, birlikte yaşadığımız yuvarlakta ya da herhangi şekilde hayata anlamı birlikte vermenin daha keyifli ve gerçek olduğunu biliyorum. Bir insanın ne düşünebileceğini hissedip ona hissettiğini göstermek ve onun mutluluğunu yüreğinde görmek inanılmaz duygular toplamı. O zamanlarda kendim olabildiğine inanıyorum.
Saklambaçta kurt olduğunuzda kimi kurtarırsınız?
Hayatımızın uzunluğunu bilsek şimdiki benlerimizin neresinde oluruz acaba. Şu gün, haziranın 27 sinde 2009 yılı boyut değiştireceğini bilen tazecik bir kız çocuğu bekarete önem verir miydi? Birçok yapmayı istediğimiz kendi duygularımızı hep sonralara ertelermiydik? Öyleyse her kişi kendine bir tarih belirlesin ve tüm istediklerini doyasıya yaşasın. Kendi varlığımızı, sorunlarımızı, acılarımızı, kahkahalarımızı en iyi biz biliriz. Kendi yanlışımızı yapma şansına hepimiz sahip olmalıyız. Sunulan bir hayatın yaşam dakikaları örümcek ağlarına karışır. Bizim olan bir dakikanın bütün günü kurtardığı çok görülmüş bir vakadır…
1999
11 Haziran 1999 Cuma
Düz yazılar birarya gelse...
Düz yazılar biraraya gelse,
şiirler toplu yürüyüşler yapsalar,
bilinmeyen alfabelerden bilinmeyen diller üretilse,
hepsi anlaşsalar ve tüm anlamları üstüne ant içseler
yine de duyuramam gibi geliyor yüreğimdeki seni sevmelerimi kimselere.
Nasıl içime ekildi, kim besledi onu kırçiçekleri kokularıyla,
nasıl öğrendi inanılmaz sevdayı bu yürek bilemiyorum.
Yaşam,
kendi hayatını sürdürmek için gerçek sevdalar peşinde
ve geçen gün beni esir aldılar.
Uzun uzun anlattılar yaşamın sevgiye muhtaç olduğunu ve soluk almaları için bizim yüreğimize olan ihtiyaçlarından bahsettiler.
Ve sevgimizi devam ettirmezsek neler olabileceğini tahmin bile etmek istemeyeceğimizi söylediler.
Bende bu sevdanın bizim soluğumuz olduğunu ve zaten hiç birşey için ondan vazgeçmeyeceğimizi anlattığımda bana sarıldılar ve
gözyaşlarını sahipsiz bıraktılar.
Bir de geçenlerde masal kahramanlarının gizli olmayan
toplantılarına katıldım.
Artık kahramanlıktan bıktıklarını ve senin gibi bir insana
aşık olmak istediklerini paylaştılar benimle.
Önce çok sevindim bizim ve senin için düşündüklerine ama
senin bir tane olduğunu bilmek onlar adına üzdü beni.
Sevgimizi anlatmaya başladım kahramanlara, kendiminde onlar gibi tek başına yaşadığım günlerimi paylaştım
ve seni karşıma çıkaran dolunay konseyinden bahsettim.
İlk defa duyuyormuş gibi dinlediler beni.
Dolunaylı bir gecede gerçek bir insanla sevda kucağına sarılma isteğimi yüreğimle dertleşirken dolunaydan kopan bir parçanın bana doğru yaklaştığını gördüm ve hesaplanamaz bir süre sonra karşımda asılı duruyordu.
Dolunay konseyini ilk defa ondan duydum
ve bir daha kimseden duymadım.
Karşılaşacağımı söyledi bana yürekdaşımla,
ama beklenilmeyen duygular sıkışmaları olabileceğini söylemesine
pek aldırmadım. Ne de olsa ilk defa konsey parçasıyla konuşuyordum.
İşte dolunaylı bir gece de ışınlandın Taşlık alanına sevdiğim.
Eğildim üstüne, konuştum sessizce.
Kandırmak istedim, senin gerçek varlığını bilmeden
koynuna girmek istedim.
Bilmiyordum koynunun taptaze kırçiçekleriyle bezendiğini.
Kırçiçekleri konseyide varsa onlarda yakında ziyaretime gelirler.
Sevdiğimin kıyısında martı sessizlikleri, dalga koşuşturmaları, rüzgarın okşayışları arasında kumsalın sevgi dolu kucağı ortasında yüreklerimiz soluklanırken, yaşamda sürmenin telaşında bize imrenmekte
ve işin sırrını öğrenmek için hesaplar yapmakta.
Bir gün yaşamı karşıma alıp konuşacağım ve artık kendini yaşaması gerektiğini anlatacağım.
Yoksa seninle karşılaşmasının hayal olarak bile anılmayacağını söyleyeceğim. Kendi bilir.
Düz yazı çalışması karışık bir hal almaya başladı canım sevdiğim.
Yaşama eklediğimiz sevgimizin çocukları umut olsun dostlarımıza.
Seni sevebilmenin hisleri ile sarhoş sarhoş dolaşırken, sana sarılmalar uğruna yarınlara koşarken hep birlikte olacağız.
Artık biz zamanını ekledik hayata.
Bize.
1999
şiirler toplu yürüyüşler yapsalar,
bilinmeyen alfabelerden bilinmeyen diller üretilse,
hepsi anlaşsalar ve tüm anlamları üstüne ant içseler
yine de duyuramam gibi geliyor yüreğimdeki seni sevmelerimi kimselere.
Nasıl içime ekildi, kim besledi onu kırçiçekleri kokularıyla,
nasıl öğrendi inanılmaz sevdayı bu yürek bilemiyorum.
Yaşam,
kendi hayatını sürdürmek için gerçek sevdalar peşinde
ve geçen gün beni esir aldılar.
Uzun uzun anlattılar yaşamın sevgiye muhtaç olduğunu ve soluk almaları için bizim yüreğimize olan ihtiyaçlarından bahsettiler.
Ve sevgimizi devam ettirmezsek neler olabileceğini tahmin bile etmek istemeyeceğimizi söylediler.
Bende bu sevdanın bizim soluğumuz olduğunu ve zaten hiç birşey için ondan vazgeçmeyeceğimizi anlattığımda bana sarıldılar ve
gözyaşlarını sahipsiz bıraktılar.
Bir de geçenlerde masal kahramanlarının gizli olmayan
toplantılarına katıldım.
Artık kahramanlıktan bıktıklarını ve senin gibi bir insana
aşık olmak istediklerini paylaştılar benimle.
Önce çok sevindim bizim ve senin için düşündüklerine ama
senin bir tane olduğunu bilmek onlar adına üzdü beni.
Sevgimizi anlatmaya başladım kahramanlara, kendiminde onlar gibi tek başına yaşadığım günlerimi paylaştım
ve seni karşıma çıkaran dolunay konseyinden bahsettim.
İlk defa duyuyormuş gibi dinlediler beni.
Dolunaylı bir gecede gerçek bir insanla sevda kucağına sarılma isteğimi yüreğimle dertleşirken dolunaydan kopan bir parçanın bana doğru yaklaştığını gördüm ve hesaplanamaz bir süre sonra karşımda asılı duruyordu.
Dolunay konseyini ilk defa ondan duydum
ve bir daha kimseden duymadım.
Karşılaşacağımı söyledi bana yürekdaşımla,
ama beklenilmeyen duygular sıkışmaları olabileceğini söylemesine
pek aldırmadım. Ne de olsa ilk defa konsey parçasıyla konuşuyordum.
İşte dolunaylı bir gece de ışınlandın Taşlık alanına sevdiğim.
Eğildim üstüne, konuştum sessizce.
Kandırmak istedim, senin gerçek varlığını bilmeden
koynuna girmek istedim.
Bilmiyordum koynunun taptaze kırçiçekleriyle bezendiğini.
Kırçiçekleri konseyide varsa onlarda yakında ziyaretime gelirler.
Sevdiğimin kıyısında martı sessizlikleri, dalga koşuşturmaları, rüzgarın okşayışları arasında kumsalın sevgi dolu kucağı ortasında yüreklerimiz soluklanırken, yaşamda sürmenin telaşında bize imrenmekte
ve işin sırrını öğrenmek için hesaplar yapmakta.
Bir gün yaşamı karşıma alıp konuşacağım ve artık kendini yaşaması gerektiğini anlatacağım.
Yoksa seninle karşılaşmasının hayal olarak bile anılmayacağını söyleyeceğim. Kendi bilir.
Düz yazı çalışması karışık bir hal almaya başladı canım sevdiğim.
Yaşama eklediğimiz sevgimizin çocukları umut olsun dostlarımıza.
Seni sevebilmenin hisleri ile sarhoş sarhoş dolaşırken, sana sarılmalar uğruna yarınlara koşarken hep birlikte olacağız.
Artık biz zamanını ekledik hayata.
Bize.
1999
8 Mayıs 1999 Cumartesi
Bu papatyanın
Bu papatyanın
Tüm yaprakları
Seviyor seviyor
1999
Tüm yaprakları
Seviyor seviyor
1999
1 Mart 1999 Pazartesi
Yürüyordum...
Yürüyordum…
Yürüdükçe boyum kısalıyordu.
Gitgide toprağın içine gömülüyordum senden uzaklaştıkca,
seni yüreğimde taşıyabildiğim ve dokunamadığım günlerde
gitgide yerin merkezine yaklaşıyordum. Soluk alamıyordum.
Sevgimi sana duyuramıyordum. İnatçıydın.
Kendini kotrol etmesini biliyordun ve direniyordun.
Güneş beni terketti. Gece ve duygusuzluk dostum oldu.
Hem sevdiğim hem de sevildiğini bildiğin halde, yerin üstü gece,
yüreğin toprağın altında yaşamak.
Konuşmaya karar vermek, yine direnmek. Gözyaşlarından bir gökyüzü oluşturmak ve altında otururken acıtmasını beklemek.
Kıyamadık birbirimize.
Yüreğimizi dinledik, belki mantığımızı küstürdük. Ve toprağın üzerinde yaşama günleri başladı. Değiştik. Mutluluğa ant içtik.
Sana sarılmak ve öylece dünyaya asılı kalmak,
dönmek dünya ile birlikte aşk yörüngesinde.
Canım sevdiğim, kimin aklına gelirdi sevgimden şüpheye düşeceğin.
Teraziye karşıdan baktığında üstünde dünde yaşayan ben sevgisi yazan kefe zemine daha yakın duracak. Hayatımda sen yokken soluk alma işlemi ile uğraşacak ömrüm olmuyordu. Seni ne dünden az ne de ömrümden az seviyorum. Bunu sana ispatlamanın tek yolu, sana bakışlarımda, dokunuşlarımda, sarılmalarımda, yüreğimde gizli.
Şüpheye düştüğünde sana olan sevgimi oralarda bulabilirsin.
1999
Yürüdükçe boyum kısalıyordu.
Gitgide toprağın içine gömülüyordum senden uzaklaştıkca,
seni yüreğimde taşıyabildiğim ve dokunamadığım günlerde
gitgide yerin merkezine yaklaşıyordum. Soluk alamıyordum.
Sevgimi sana duyuramıyordum. İnatçıydın.
Kendini kotrol etmesini biliyordun ve direniyordun.
Güneş beni terketti. Gece ve duygusuzluk dostum oldu.
Hem sevdiğim hem de sevildiğini bildiğin halde, yerin üstü gece,
yüreğin toprağın altında yaşamak.
Konuşmaya karar vermek, yine direnmek. Gözyaşlarından bir gökyüzü oluşturmak ve altında otururken acıtmasını beklemek.
Kıyamadık birbirimize.
Yüreğimizi dinledik, belki mantığımızı küstürdük. Ve toprağın üzerinde yaşama günleri başladı. Değiştik. Mutluluğa ant içtik.
Sana sarılmak ve öylece dünyaya asılı kalmak,
dönmek dünya ile birlikte aşk yörüngesinde.
Canım sevdiğim, kimin aklına gelirdi sevgimden şüpheye düşeceğin.
Teraziye karşıdan baktığında üstünde dünde yaşayan ben sevgisi yazan kefe zemine daha yakın duracak. Hayatımda sen yokken soluk alma işlemi ile uğraşacak ömrüm olmuyordu. Seni ne dünden az ne de ömrümden az seviyorum. Bunu sana ispatlamanın tek yolu, sana bakışlarımda, dokunuşlarımda, sarılmalarımda, yüreğimde gizli.
Şüpheye düştüğünde sana olan sevgimi oralarda bulabilirsin.
1999
18 Şubat 1999 Perşembe
Sen olmak
Sen olmak
Mavinin büyüleyici tonlarında
Yüreğine doğru
Kulaç atmak
Seni sevmeler uğruna
1999
Mavinin büyüleyici tonlarında
Yüreğine doğru
Kulaç atmak
Seni sevmeler uğruna
1999
5 Ocak 1999 Salı
Nar...
Nar çiçeği doğumlarında ortaya yayılan tarifsiz ses tınılarında ruhuna dokunan iki sevgili göz göze geldiler. Geldik. Kırçiçekleri öğleni akşam ile kucaklaşırken, kokuları dokuntu tenlerimize ve dudaklarımız yaşamı içine çekti, birbirlerine sundu ömürlerince. Kimselerin karar veremediği, önemsemediği solgun inanışları aşk teneffüsü ile canlandırdık, umutlandırdık, hissettirdik. Tek bir bedenin tüm ömürü kaplayacak kadar hissedilebilen bir duygular bütünlüğü olabileceği ezberlettik. Kimdik biz? Birbirini seven, önemseyen, özleyen, çoğaltan, geleceğe ekleyen, aynı hayalleri canlandıran, bir dokunuşun bir doğuşa eş olduğu paylaşımları yaşayan iki soluk olan ve gelişen aşk. Aşk, herşeyi sol sağ mu yapar? Yürekleri peşinden sürükleyip, karanlıkların içine havai fişekler yaşatan, dalgaları koynuna alıp gökyüzünü serinleten, lavları damarlarının içinde ikamet ettirten, hiçbir yapılanı şaşılası göstermeyen, bir insanın düşüncesine sarılıp dipsiz uçurumları dümdüz eden bir duygular imparatorluğu. Sana, kimsenin bilemeyeceği kadar, hatta bazen kendimin bile bilemeyeceği kadar aşığım. Nasıl oluyor diye sorma ve bazı nasıllar bile bilemez nasıl olduklarını. Aşk, iki nokta üst üste, virgül, nokta gibi onu yavaşlatıcı eylemleri sevmez ama ben seni severim.
Alacakaranlık gündüzlerin sis kokulu tenlerinde dakikanın anlamı diğer dakikanın doğumuna yetiştirme telaşlarında soluk alan bedenler, yürekler ve aşklar yorgun düşüyorlar. Biz de aşkız, bedeniz, yüreğiz. Yorgun olduğumuzu unutup tüm kırgınlıkları en değerli varlıkta toplama çalışmalarında bulunmaktayız. Niçin en değerli en üzülen oluyor? Bunun bir açıklamasını bulmalıyım,yız. Hiçbir deprem yüreğimi kıramaz, hiçbir lav bedenimi ısıtamaz, hiçbir kıyamet bir ceza olamaz. Ama, küçücük bir sözün kırar, ısıtır, cezalandırır. Yazın kavurucu sıcağında peşimde orman, üstümde gölgesi, altımda buz gibi nehirin sepserin sesi dolaşırım senin yanındayken. Iki bilinenli ama çok bilinmeyenli bir denklem aşk.
Seni sana anlatmak, senden bağımsız olarak ve içimde büyüttüğüm aşk çocuğunun tekmelerini sana hissettirebilmek. Bazen sana dalıp gidiyorum ve o anda yaşamak için seni seyretmek yeterli oluyor. Ne soluk almak aklıma geliyor ne de gözümü senden ayırmak. Geceleri göğsümde varlığın olmadığında huzursuz oluyorum. Hele yanımda bana dokunmadan uyuduğunda uyuyamıyorum. Güzelim poponu görmekte müthiş bir şey ama yetmiyor işte. Uyurken bir güzel konuşuyorsun. Yorgunluğun, kırgınlığın uykuda bile peşini bırakmıyor. Bir şeyler yıktırıyorsun, kızıyorsun, cevap veriyorsun. Gün içinde seni yordukları yetmiyormuş gibi gecede peşindeler. Tutup içinden çekmek istiyorum onları bird aha görmemesine. Ne yazık ki herşeyin bedeli kendisinden ağır ve taşıdıkça pazuların gelişiyor, daha da çok taşıyabileceğin düşünülüyor.
Ne kadar güçlüyüz sevgilim?
Sevgimizi, bedenimize taşıtabilecek yolları biliyor muyuz?
Patlayamadan sönmek üzere olan volkanlar gibiyiz. Patlayamamanın stresi lavlarımızı kurutuyor. Içimize akıyor lavlarımız ve için için yanıyoruz. Sevdiğinide içinde yaşattığın için onu da yakıyorsun gibi geliyor. Her ne olursa olsun, ister acı, ister ters açı, sevmekle başlayan insan olma hissi, onunla koyun koyuna gelişiyor. Bir satır yazmak için bile seni istiyor gönlüm. Ne seni severken düşünüyorum ne de kırarken. Sen, karşımdaki bensin sanki, belki de onun için seni o kadar içten seviyor ve o kadar kolay kırıyorum. Tamam, sevmeni anladıkta kırmak ne oluyor diyorsun. Kansız devrim olmaz diyorlar aynen acısız aşk olmadığı gibi. Zaman içinde acıları belirli açılara taşıyabiliyorsun. Aşk acısından çıkan mutluluğuda doyum olmuyor, tıpkı yağmur sonrası toprak kokusu gibi. Sırılsıklam olsan bile o kokuyu duyduğunda kendini kupkuru hissedersin ve gerçekten de koku evine çekildiğinde kurumuşsundur…
1999
Alacakaranlık gündüzlerin sis kokulu tenlerinde dakikanın anlamı diğer dakikanın doğumuna yetiştirme telaşlarında soluk alan bedenler, yürekler ve aşklar yorgun düşüyorlar. Biz de aşkız, bedeniz, yüreğiz. Yorgun olduğumuzu unutup tüm kırgınlıkları en değerli varlıkta toplama çalışmalarında bulunmaktayız. Niçin en değerli en üzülen oluyor? Bunun bir açıklamasını bulmalıyım,yız. Hiçbir deprem yüreğimi kıramaz, hiçbir lav bedenimi ısıtamaz, hiçbir kıyamet bir ceza olamaz. Ama, küçücük bir sözün kırar, ısıtır, cezalandırır. Yazın kavurucu sıcağında peşimde orman, üstümde gölgesi, altımda buz gibi nehirin sepserin sesi dolaşırım senin yanındayken. Iki bilinenli ama çok bilinmeyenli bir denklem aşk.
Seni sana anlatmak, senden bağımsız olarak ve içimde büyüttüğüm aşk çocuğunun tekmelerini sana hissettirebilmek. Bazen sana dalıp gidiyorum ve o anda yaşamak için seni seyretmek yeterli oluyor. Ne soluk almak aklıma geliyor ne de gözümü senden ayırmak. Geceleri göğsümde varlığın olmadığında huzursuz oluyorum. Hele yanımda bana dokunmadan uyuduğunda uyuyamıyorum. Güzelim poponu görmekte müthiş bir şey ama yetmiyor işte. Uyurken bir güzel konuşuyorsun. Yorgunluğun, kırgınlığın uykuda bile peşini bırakmıyor. Bir şeyler yıktırıyorsun, kızıyorsun, cevap veriyorsun. Gün içinde seni yordukları yetmiyormuş gibi gecede peşindeler. Tutup içinden çekmek istiyorum onları bird aha görmemesine. Ne yazık ki herşeyin bedeli kendisinden ağır ve taşıdıkça pazuların gelişiyor, daha da çok taşıyabileceğin düşünülüyor.
Ne kadar güçlüyüz sevgilim?
Sevgimizi, bedenimize taşıtabilecek yolları biliyor muyuz?
Patlayamadan sönmek üzere olan volkanlar gibiyiz. Patlayamamanın stresi lavlarımızı kurutuyor. Içimize akıyor lavlarımız ve için için yanıyoruz. Sevdiğinide içinde yaşattığın için onu da yakıyorsun gibi geliyor. Her ne olursa olsun, ister acı, ister ters açı, sevmekle başlayan insan olma hissi, onunla koyun koyuna gelişiyor. Bir satır yazmak için bile seni istiyor gönlüm. Ne seni severken düşünüyorum ne de kırarken. Sen, karşımdaki bensin sanki, belki de onun için seni o kadar içten seviyor ve o kadar kolay kırıyorum. Tamam, sevmeni anladıkta kırmak ne oluyor diyorsun. Kansız devrim olmaz diyorlar aynen acısız aşk olmadığı gibi. Zaman içinde acıları belirli açılara taşıyabiliyorsun. Aşk acısından çıkan mutluluğuda doyum olmuyor, tıpkı yağmur sonrası toprak kokusu gibi. Sırılsıklam olsan bile o kokuyu duyduğunda kendini kupkuru hissedersin ve gerçekten de koku evine çekildiğinde kurumuşsundur…
1999
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)