17 Haziran 2001 Pazar

Birşeyler yazmak istedim gözyaşlarımın peşisıra

Birşeyler yazmak istedim gözyaşlarımın peşisıra.
Kağıt aradım evin odalarında. Karşıma çok yıllardır bir köşede saklanmış saman kağıtları çıktı. Genç çocukları seyrederken ağladım ve gençliğimde kullandığım saman kağıtları kucakladı beni.
Nereye kadar yok sayacağız yaşadıklarımızı…
Herbir acı, içten kaynaklanan kahkaha, her bir sevgili, geride bıraktığımız dostlar, dinlemediğimiz ve anlatamadığımız aileler, ilkolkulda yanında oturduğumuz ve kaybettiğimiz çocuklar, utandığımız ve gülümsediğimiz eski hallerimiz ve yaşadığımız herşeyi topladığımızda biz oluruz, ben olurum. Unutkanız.
Kendimizi bile unutuyoruz.
İki ayağına farklı ayakkabılar giyip, askı ile tututurduğum pantolanunun içine kazağımı sokarak dolaşırken beni anlamazmış gibi bakanlara aldırmadan dolaşıyordum. Şimdi ben bakıyorum ve bana aldırmadıklarını unutuyorum.
Herşeyi yapmaya hakkımız olduğuna inanıyoruz ve bu benim hayatım diyebiliyoruz. Her insanın hayatı var. Kimi beni acıtır kimi mutlu eder. İstediğimi seçme hakkım var. Acımı istiyorum, beni acıtacak insanları biliyorum ve gider acımı yaşarım, bıkınca geri dönerim.
Bir dolmuş kuyruğunda beklerken sekiz kişi biner ve dokuzuncu ne şanssızım der. Aslında bir sonraki dolmuşun birincisiyiz. En öne tek başımıza oturabiliriz. AKM nin yanındaki dolmuşlara günü çok arkada bırakıp önüme yaklaştırdığım ve alkolle kucak kucağa kaç defa bindim acaba, kaç tanesinde sızıp Bostancı da şöför arkadaş tarafından uyandırıldım ? Kimbilir…
Moda daki kadınlar plajından denize hiç girmedim ama bomontiden çok defa seyrettim şimdi yaşlanmış olan kadınları…
Kadınlar, sevdiğimiz ve anlayamadığımızı düşündüğümüz, aldattığımız ve aldatıldığımız, annem ve aşkım dediğimiz hepsi kadın ve ben erkeğim.
Biliyorum ki sürekli bir arada olamayız ama
onlara dokunmadanda kendimiz olamayız.
Kadınları İstanbul a benzetiyorum, hep buradan gitmek isteriz, küçük bir kasabada denizde taş sektirmek isteriz ama hala buradayız.
Kadınların bizi anlamadığını düşünürüz, ayrı gezegenlerden geldiler laflarını duyarız, hem onları hem kendimizi acıtırız ve hala kadınlara dokunuruz. İstanbul ve kadınlar,
boşuna boğaz en güzel kadının boynu gibi görünmez,
gerçekten boğaz kadar kocamandır kadınların gerdanı ve öpmekle aşınmaz.
Kaç tane taptaze gerdana yüreğimi sokarak kendimdem geçtim, o ince kıvrımın cazibesinde kendimi dinlendirdim. Aşık oldum delileri kıskandıracak kadar, adını bile öğrenemeden tenlerine kıvrıldım, bazen bir gece bazen yıllarca, hiç bitmeyecekmiş gibi ve sabah uyanmadan buhar olmak gibi, hepsi aklımda,
hepsi tenimin biryerlerine gizlenmiş ama sen yüreğimdesin…
Yıllar önce sadece sevgilimle sevişebileceğimi düşünürdüm
ta ki sabah uyandığımızda adını öğrendiğim insana kadar.
Hayatın her tarafı vezuv gaz sobaları ile dolu, dokunuyoruz, yanıyoruz ve öğreniyoruz. Neyseki sıcaklığı önce tenimize dokunuyor ve her seferinde ruhumuzda yanmıyor.
Uç uç böcekleri avucumuzda ama dilek tutmasını unutmuşuz.
Boşvermişlik ve anlamsızlık paçalı donlarımıza kadar bulaşmış…
Bir dost sevgili tezi ortaya atmıştım çok eski zamanlardan bir zamanda ve hayatta.
Dost sevgilinin açılımı,
herşeyi içtenlikle paylaştığın, gözyaşlarını ve kahkahalarını gönül rahatlığıyla verdiğin, yanındayken çırılçıplak ruhlarla dokunduğun ve seviştiğin.
Gerçek dost tarifinden tek farkı bir tutam seks eklenmesi.
Bir tutam demek hissetmemek ya da az demek değil tam aksine sonuna kadar hissedip paylaşmak demek…

2001

30 Ocak 2001 Salı

Uykunun...

Uykunun, gözlerden ayak parmaklarına kavuşma anında bile uyanık kalan bir ruhla birlikte yaşarken, hayatın hiçbir anını kaçırmama telaşıyla pır pır eder yürek…

Sadece kucaklamak ve kucaklanmak peşinden koşarken, dingin anların acısı tiz oluyor. Gözyaşlarını yüreğinden sıkan, ruhunu sayısız mandalla rüzgara teslim eden, kahkahalarını paylaştıkça hisseden ve sadece anın kıymetini bilen bir soluk olmak…

Bedeni gidemese bile ruhuna küçük sahil kasabasında taş sektirden, kalabalığın öznesinde kendine sarılabilen, basit zevklerin sıralarına oturabilen ve kördüğüm anlarında küçücük ucunu bulma sevdasına tedavülden kalkan, gerçek olma yokuşlarında arnavut kaldırımlarına iz bırakma uğraşında bulunan kendini kimlere anlatsın…

Ve, son satır yolculuğundan üç noktaya…

2001

1 Ocak 2001 Pazartesi

Bir saniye önce eski yıl

Bir saniye önce eski yıl
Sonra yeni yıl
Bir kelebek bile
Daha uzun ömürlü

01.01.2001

29 Aralık 2000 Cuma

Aşk

Aşk
Kim icat etti seni
Söyle bana
Kim soru işareti

29.12.2000

24 Aralık 2000 Pazar

En güzel kadının

En güzel kadının
Koynunda
Masturbasyon yapıyorum
                    En çok kendimi
                    Seviyorum
Bir de seni

24.12.2000

22 Aralık 2000 Cuma

Dakika

 
Dakika
Kurtarır bugünümü
                    Bir dakika
                    Bakar mısınız
Siz de
Umursuz musunuz


22.12.2000

16 Aralık 2000 Cumartesi

Yağmur damlaları

Yağmur damlaları
Yüzümde oyun oynuyor
                    Çimenler birbirine sarılmış
                    Gözlerim karanlıkta tek başına
Bir tek rüzgar saçımı okşayan
                    Koşuyorum asfaltlarda
                    Kendim peşimi bırakmıyor
                    Nefes nefese yığılıyoruz
                    Ben ve kendim
Ben aşığım
Kendim başına buyruk
                    Misketler dolaşıyor havalarda
                    En sevdiğim misketim
                    Kucağıma düşüyor
                    Üzerine bir de gözyaşım
Son harçlığımı yere diktim
Ve ıskaladım hayatı
Meteliksizim
Ve kırka yakınım
                    Bir çok odalara girdim
                    Sahiplerini sevdim
                    Hayatı sevdim
                    Kendimi sevdim
Acılarımla samimi oldum
Mutlulukla tanışmak için
                    Kendimi kaybettim
                    Aşık oldum
Çok güzeldi
Hala yaşıyorum
                    Misketlerim cebimde değil artık
                    Aşkımda sadece yüreğimde
Yine kendime kaldım
Ben’ i aşkıma bıraktım
                    Sırt çantam kıpırdanıyor
                    Hadi diyor
                    Düşelim yine yollara
                    Odaların kapılarını çalalım
                    Kahvaltı sonrasında kaçalım
                    Akşam başka odaya
                    Diğer şehire
                    Bilinmeyene
Bir bakacağız
Sevgili sırt çantam
Kimbilir

16.12.2000