Birşeyler yazmak istedim gözyaşlarımın peşisıra.
Kağıt aradım evin odalarında. Karşıma çok yıllardır bir köşede saklanmış saman kağıtları çıktı. Genç çocukları seyrederken ağladım ve gençliğimde kullandığım saman kağıtları kucakladı beni.
Nereye kadar yok sayacağız yaşadıklarımızı…
Herbir acı, içten kaynaklanan kahkaha, her bir sevgili, geride bıraktığımız dostlar, dinlemediğimiz ve anlatamadığımız aileler, ilkolkulda yanında oturduğumuz ve kaybettiğimiz çocuklar, utandığımız ve gülümsediğimiz eski hallerimiz ve yaşadığımız herşeyi topladığımızda biz oluruz, ben olurum. Unutkanız.
Kendimizi bile unutuyoruz.
İki ayağına farklı ayakkabılar giyip, askı ile tututurduğum pantolanunun içine kazağımı sokarak dolaşırken beni anlamazmış gibi bakanlara aldırmadan dolaşıyordum. Şimdi ben bakıyorum ve bana aldırmadıklarını unutuyorum.
Herşeyi yapmaya hakkımız olduğuna inanıyoruz ve bu benim hayatım diyebiliyoruz. Her insanın hayatı var. Kimi beni acıtır kimi mutlu eder. İstediğimi seçme hakkım var. Acımı istiyorum, beni acıtacak insanları biliyorum ve gider acımı yaşarım, bıkınca geri dönerim.
Bir dolmuş kuyruğunda beklerken sekiz kişi biner ve dokuzuncu ne şanssızım der. Aslında bir sonraki dolmuşun birincisiyiz. En öne tek başımıza oturabiliriz. AKM nin yanındaki dolmuşlara günü çok arkada bırakıp önüme yaklaştırdığım ve alkolle kucak kucağa kaç defa bindim acaba, kaç tanesinde sızıp Bostancı da şöför arkadaş tarafından uyandırıldım ? Kimbilir…
Moda daki kadınlar plajından denize hiç girmedim ama bomontiden çok defa seyrettim şimdi yaşlanmış olan kadınları…
Kadınlar, sevdiğimiz ve anlayamadığımızı düşündüğümüz, aldattığımız ve aldatıldığımız, annem ve aşkım dediğimiz hepsi kadın ve ben erkeğim.
Biliyorum ki sürekli bir arada olamayız ama
onlara dokunmadanda kendimiz olamayız.
Kadınları İstanbul a benzetiyorum, hep buradan gitmek isteriz, küçük bir kasabada denizde taş sektirmek isteriz ama hala buradayız.
Kadınların bizi anlamadığını düşünürüz, ayrı gezegenlerden geldiler laflarını duyarız, hem onları hem kendimizi acıtırız ve hala kadınlara dokunuruz. İstanbul ve kadınlar,
boşuna boğaz en güzel kadının boynu gibi görünmez,
gerçekten boğaz kadar kocamandır kadınların gerdanı ve öpmekle aşınmaz.
Kaç tane taptaze gerdana yüreğimi sokarak kendimdem geçtim, o ince kıvrımın cazibesinde kendimi dinlendirdim. Aşık oldum delileri kıskandıracak kadar, adını bile öğrenemeden tenlerine kıvrıldım, bazen bir gece bazen yıllarca, hiç bitmeyecekmiş gibi ve sabah uyanmadan buhar olmak gibi, hepsi aklımda,
hepsi tenimin biryerlerine gizlenmiş ama sen yüreğimdesin…
Yıllar önce sadece sevgilimle sevişebileceğimi düşünürdüm
ta ki sabah uyandığımızda adını öğrendiğim insana kadar.
Hayatın her tarafı vezuv gaz sobaları ile dolu, dokunuyoruz, yanıyoruz ve öğreniyoruz. Neyseki sıcaklığı önce tenimize dokunuyor ve her seferinde ruhumuzda yanmıyor.
Uç uç böcekleri avucumuzda ama dilek tutmasını unutmuşuz.
Boşvermişlik ve anlamsızlık paçalı donlarımıza kadar bulaşmış…
Bir dost sevgili tezi ortaya atmıştım çok eski zamanlardan bir zamanda ve hayatta.
Dost sevgilinin açılımı,
herşeyi içtenlikle paylaştığın, gözyaşlarını ve kahkahalarını gönül rahatlığıyla verdiğin, yanındayken çırılçıplak ruhlarla dokunduğun ve seviştiğin.
Gerçek dost tarifinden tek farkı bir tutam seks eklenmesi.
Bir tutam demek hissetmemek ya da az demek değil tam aksine sonuna kadar hissedip paylaşmak demek…
2001
17 Haziran 2001 Pazar
30 Ocak 2001 Salı
Uykunun...
Uykunun, gözlerden ayak parmaklarına kavuşma anında bile uyanık kalan bir ruhla birlikte yaşarken, hayatın hiçbir anını kaçırmama telaşıyla pır pır eder yürek…
Sadece kucaklamak ve kucaklanmak peşinden koşarken, dingin anların acısı tiz oluyor. Gözyaşlarını yüreğinden sıkan, ruhunu sayısız mandalla rüzgara teslim eden, kahkahalarını paylaştıkça hisseden ve sadece anın kıymetini bilen bir soluk olmak…
Bedeni gidemese bile ruhuna küçük sahil kasabasında taş sektirden, kalabalığın öznesinde kendine sarılabilen, basit zevklerin sıralarına oturabilen ve kördüğüm anlarında küçücük ucunu bulma sevdasına tedavülden kalkan, gerçek olma yokuşlarında arnavut kaldırımlarına iz bırakma uğraşında bulunan kendini kimlere anlatsın…
Ve, son satır yolculuğundan üç noktaya…
2001
Sadece kucaklamak ve kucaklanmak peşinden koşarken, dingin anların acısı tiz oluyor. Gözyaşlarını yüreğinden sıkan, ruhunu sayısız mandalla rüzgara teslim eden, kahkahalarını paylaştıkça hisseden ve sadece anın kıymetini bilen bir soluk olmak…
Bedeni gidemese bile ruhuna küçük sahil kasabasında taş sektirden, kalabalığın öznesinde kendine sarılabilen, basit zevklerin sıralarına oturabilen ve kördüğüm anlarında küçücük ucunu bulma sevdasına tedavülden kalkan, gerçek olma yokuşlarında arnavut kaldırımlarına iz bırakma uğraşında bulunan kendini kimlere anlatsın…
Ve, son satır yolculuğundan üç noktaya…
2001
1 Ocak 2001 Pazartesi
Bir saniye önce eski yıl
Bir
saniye önce eski yıl
Sonra
yeni yıl
Bir
kelebek bile
Daha
uzun ömürlü
01.01.2001
29 Aralık 2000 Cuma
24 Aralık 2000 Pazar
En güzel kadının
En
güzel kadının
Koynunda
Masturbasyon
yapıyorum
En çok kendimi
Seviyorum
Bir de
seni
24.12.2000
22 Aralık 2000 Cuma
16 Aralık 2000 Cumartesi
Yağmur damlaları
Yağmur
damlaları
Yüzümde
oyun oynuyor
Çimenler birbirine sarılmış
Gözlerim karanlıkta tek başına
Bir
tek rüzgar saçımı okşayan
Koşuyorum asfaltlarda
Kendim peşimi bırakmıyor
Nefes nefese yığılıyoruz
Ben ve kendim
Ben
aşığım
Kendim
başına buyruk
Misketler dolaşıyor havalarda
En sevdiğim misketim
Kucağıma düşüyor
Üzerine bir de gözyaşım
Son
harçlığımı yere diktim
Ve
ıskaladım hayatı
Meteliksizim
Ve
kırka yakınım
Bir çok odalara girdim
Sahiplerini sevdim
Hayatı sevdim
Kendimi sevdim
Acılarımla
samimi oldum
Mutlulukla
tanışmak için
Kendimi kaybettim
Aşık oldum
Çok
güzeldi
Hala
yaşıyorum
Misketlerim cebimde değil artık
Aşkımda sadece yüreğimde
Yine
kendime kaldım
Ben’ i
aşkıma bıraktım
Sırt çantam kıpırdanıyor
Hadi diyor
Düşelim yine yollara
Odaların kapılarını çalalım
Kahvaltı sonrasında kaçalım
Akşam başka odaya
Diğer şehire
Bilinmeyene
Bir
bakacağız
Sevgili
sırt çantam
Kimbilir
16.12.2000
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)