Yüzlerce yıl yaşamış bir insanı nasıl anlatırsınız ?
Hele dünya güzeli bir kadınsa, hangi cümleler onu anlatmaya
cüret edebilir…
Krallarla, imparatorlarla, padişahlarla birlikte olmuş,
hain sevgililer tarafından kuşatılmış, bedeni talan edilmiş, yüreği yanmış,
gözlerine kızgın yağlar dökülmüş,
bir dokunuşuyla çağları değiştirmiş
bir kadının güzelliğini hissettirmenin yoluna girdiğinde,
çıkmaz sokakların kör kuyularında yankılanan sesini takip ederek
arar durursun sevdalı kadını, hayatı…
Onca acıya, hüzüne, gözyaşına, kaybolmuşluğa, akan kanlara,
çağlayan çoşkulara, sırtına saplanan hançerlere rağmen
yüzünde bir kırışıklık olmamasını hangi mantıkla açıklayabiliriz ?
Ya da, hadi canım sen de, ahı gitmiş vahı kalmış görmüyor musun diyenlere ne diyebiliriz…
Sen, kadınlara bakmasını bilmiyorsun !
Sevgili Beyoğlu,
seni güzel bir kadına benzetiyorum sana sormadan, yüksek izinlerini almadan…
Senin güzelliğini hayal etmenin, başkasından duymanın etkisi bile
insanları hayaldışı düşüncelere sürüklerken,
senin yüreğinin kenarında, belli olmayan bir iz kadar yakınında
yaşayan ben neler hissediyorum acaba ?
Sana aşığım desem güler geçersin, sensiz yaşayamam desem,
ne imparatorluklar tükettim ben dersin…
sana aşığım, sensiz yaşayamam…
Gece birbirini bıçaklayan karı kocalar bile sabahları elele dolaşabiliyor…
Sen de kalbime hançer saplasan,
sana dokunma şansını yaşamış ellerimle hançeri çıkarıp,
ipek bir mendille sana akan kanımı temizleyip hançeri pamuk helva ellerine uzatırım, tekrar, tekrar hançerle beni diye…
Seninle yaşamış hiçbir sevdalı seni unutamaz,
yeniden, yeniden dünyaya gelse bile seni arar durur,
sokağında bir taş olmak uğruna…
Kaç tane savaşı yüreğinde taşıdın,
kaç tane depremi bedeninde hissettin,
kaç tane cinayeti teninin gizemli sokaklarında izledin,
kaç tane yangının ortasına kendini attın,
kaç tane imparatorluğu konuk ettin,
kaç tane sahibin oldu ama sen hep kendin olarak kaldın,
her geleni kucakladın, kendine hayran bıraktın ve asla unutulmadın…
Sana karşı diyenler, sana karşı çıkanlar olabilir
ama bil ki onlarda senin saçının bir teline dokunabilmek için feda ederler
bütün özgürlüklerini, taçlarını, tahtlarını…
Seni kaybeden herkes,
göz yaşlarını iflah olmaz pınarlarından delilercesine çağlatır,
kendinden doğan yaşlarda boğulur
ve son sözü seni seviyorum olur.
Bize binlerce çocuk armağan ettin,
onlara bakacağız diye söz verdik ama yapamadık.
Güzelim çocuklarının yüzüne duvarlar ördük, tenlerini kazıdık,
ezip geçerek kendimize yeni yollar açtık,
onları kaderlerine terk ettik kendi kendilerine yok olsunlar diye
ve hala akıllanamadık Sevgili Beyoğlu.
Sana hergün yumruk atıyorlar, taşlıyorlar,
üzerinde tepiniyorlar, tenine kapanmaz yaralar açıyorlar,
gözlerini dağlıyorlar ama yüzyılların bir kırışıklığı bile konuk olmuyor
inanılmaz bedenine, yüreğine, hayata sunduğun güzelliklerine…
Biliyorum,
sevgililerin yüzyıllardır seni kullanıyor, seni aldatıyor,
güzelliklerine sahip çıkmıyor, kollarının arasına alıp seni kucaklamıyor,
korumuyor ama senden de vazgeçemiyor, seni unutamıyor
ve sana sahip olamayacağını bildikleri için seni kimseye yar etmek
istemiyor…
Bilmiyorlar ki,
sen de yoruldun artık bu umursamaz sevgililerinden,
dostlarından, konuklarından…
Ve bize bir ceza vermenden korkuyorum,
bizi terketmenden korkuyorum.
Biliyorum sonuna kadar hak ediyoruz seni kaybetmeyi,
senin güzelliklerinden mahrum kalmayı, başımızı taşlara vurmayı ama yine de
bize bir şans ver.
Artık dünyanın en güzel kadını olduğunu sana bakışlarımızla,
düşüncelerimizle, samimiyetimizle, yüreğimizle hissettireceğiz
ve seni mutlu edeceğiz.
Beni affedebilecek misin
Sevgili Beyoğlu ?
2008
5 Temmuz 2008 Cumartesi
4 Temmuz 2008 Cuma
Yazmıyorum
Yazmıyorum
Yazamıyorum
Sevmeden yazmak zor
Sevmek başka bir hadise
Ama
yazmak istiyorum
Sevmek
istiyor muyum
Sevdim sevildim sevdiler
Hepsini sevdim
Bazen
birini bazen hepsini
Bir kişilik yere
Çok kişi
sığdırma
Mutlulukları yaşadım
Kocaman
yüreğime
Bir
yüreği zor sığdırdım
Sığ mıyım
Yüzmeyi
iskelede öğrendim
Konuşmayı
dilsiz dostlardan
Uçmayı
kanatsız sevdalılardan
Yürümeyi
doğmamış ceninden
Kendimi
benden
Yok muyum
Bilmenin
güzelliğini
Bilmeyenlerden
Sevmenin
anlamını
Sevmeyenlerden
Gitmenin
tadını
Gidemeyenlerden
Dinlemenin
erdemini
Konuşanlardan
Öğrendim
Ters miyim
Bildiklerimi
anlatamadım
Sevgimin
derin sularında
Yüzme
bilmeyenleri ağırladım
Anlayışlarımın sıcak kollarıyla
Aysbergleri kucakladım
Dinledim
dinledim dinledim
Hep
dinledim
Bir
kere konuştum
Çok
konuştuğumu farkettim
Insanları terkettim
Telefonlarım
kapalı
Panjurlarım cama yapışık
Zilimi söktüm attım
Kendi
kendime mutlu olduğumu anladım
Eyvah
04.07.2008
16 Mayıs 2008 Cuma
Bir sayfayı
Bir
sayfayı
Çevirmek
kadar kolay
Bir
insanı geride bırakmak
Bir
topu
Yerde zıplatmak kadar kolay
Paylaşılanların üzerine toprak atmak
Boşu
boşuna anlamını buluyor
Hayatlar
bozuk para gibi yaşanıyor
Ruhlar delik
Sevgiler toplanamıyor
Tenler
buruşuk
Birbirinin
özüne dokunamıyor
Bütünü anlamaya çalışan
Tek başınalığa koşuyor
Hayat
bozuk para
Yaşanmadan
bitiyor
16.05.2008
14 Mayıs 2008 Çarşamba
Bilinmez aşkların
Bilinmez
aşkların
Bilinen
insanları
Sonsuz
genç
Ölümsüz
direnç
Bilinen kavgalar
Bilinmez çözümler
Isteniyor
Yaşanıyor
Kimse
kimseye
Dokunamıyor
Bilinmez aşklar
Bilinmez dostluklar
Bilinmez paylaşımlar
Biliniyor
Herkes
saklıyor
Kimse
bulmuyor
Kayan
yıldız
Aydınlanmıyor
Ay tek başına
Güneş tek başına
Doğa tek başına
Insanlar
kalabalık
Kalabalık
yalnız
Büyüyoruz
Büyüdükçe küçülüyoruz
Öğreniyoruz
Öğrendikçe
unutuyoruz
Dokunmanın
Tatmanın
Öpüşmenin
Tuşlarına basılıyor
Orgazmlar
Ekrana
sıçrıyor
Sevmeyi sevmiyoruz
Sevilmeyi seviyoruz
Vermeyi
sevmiyoruz
Almayı
seviyoruz
Kalpsiziz
Tensiziz
Densiziz
Etrafımız
deniz
Yüzmeyi
bilmiyoruz
14.05.2008
10 Mayıs 2008 Cumartesi
Dur
Dur
Girilmez
Öpüşmem
Sevişirim
Dokunmam
Dokundurturum
Orgazm
olmam
Hissetmem
Sadece
yaparım
Yapmayım
Kırçiçeklerini
Belinden kırarım
Gaz pedalına
Tam basarım
Çamur sıçratırım
Umursuz
pasajında
Çıkmaz
dükkandayım
Hiç
birşey satmam
Sadece
alırım
Dinlemem
Anlatırım
Uzaklara giderim
Yakınları özlerim
Kendimi
bilmem
Herşeyi
bilirim
Gitmeyi özlerim
Kalmaktan yanayım
Yalnızlığı
severim
Insan
peşinden koşarım
Kaçarım
Kaçtığım soteyi
Kendim
Ihbar ederim
Gammazlayana
Kızarım
Kimliğim yok
Pasaportum var
Rengim yok
Gökkuşağıyım
10.05.2008
8 Mayıs 2008 Perşembe
İlkbaharda açan
İlkbaharda
açan
Çiçek
gibi
Doğuyoruz
Yağmurla
güneşle
Insanlarla
Gelişiyoruz
Güzelleşiyoruz
Tatlanıyoruz
Büyüyoruz
Yapraklarımızı okşayan
Gövdemize yaslanan
Meyvemize dokunan
Insanlarla yaşıyoruz
Onlara alışıyoruz
Paylaşıyoruz
Bize
bakıyorlar
Kokumuzu
duyuyorlar
Dayanamıyorlar
Dalımızdan
koparıp
Yüzlerce
ısırıp
Özümüzü
Toprağa
Atıyorlar
Yağmurla güneşle
Topraktan
Fışkırıyoruz
Ilkbaharda
açan
Çiçekler
gibi
Yeniden
doğuyoruz
Yeniden
Yeniden
Yeniden
Yeniden
08.05.2008
6 Mayıs 2008 Salı
Parçalanmış yürekler
Parçalanmış
yürekler
Pazarın
toplanma saatinde
Ucuzlar
Eski sevgililer
Yeni
sevgili terk ettiğinde
Para eder
Bit
pazarı bile
Daha
duygusal
Hak ettiğine gider
06.05.2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)