22 Eylül 1998 Salı

Dünyanın son saniyesinde

Dünyanın son saniyesinde
Sana sarılmış yüreğimle
                    Aklımdaki son görüntünün
                    Yine sen olduğunu bile bile
Dünya dönsün isterim
                    Çünkü sana doyabileceğim
                    Bir zaman birimi keşfedilmedi

22.09.1998

12 Eylül 1998 Cumartesi

Bütün yolların tabelalarında

Bütün yolların tabelalarında
Her değişen makasta
Denize dökülen ırmaklarda
Her saat oniki oluşunda
Tüm akreple yelkovanlarda
                    Dünya dillerini oluşturan
                    Bütün alfabelerde
                    Denizin dibindeki dalgıçların
                    Yarınları olan tüplerinde
Kuraklığın çıtırtılı sesinin
Üzerine düşen damlada
Doğum sonrasında beklenen
Annenin tenine dokunma anında
                    Savaşın bitimindeki trenin
                    Merdiveninde görülen sevdalıda
                    Haksızca tutulan demir parmaklıklar
                    Güvercine dönüştüğünde
Son harçlığını yere dikmiş
Çocuk baş’ tan vurduğunda
Ve sevgiye ihtiyaç tutulduğunda
Sen varsın
                    Kavını arayan kibritte
                    Nefesin peşindeki flütte
                    Sesini arayan tek elde
                    Bilyelerini kaybetmiş tornette
Kimsesizler yurdunun
Ailem sorusunda
Çıkartma gemisinin
Kuma dokunan kapağında
                    Çeliğinden habersiz
                    Çomak olma çalışmalarında
                    Paraşütü açılmayan
                    Pilotun saniyesinde
Eşini kaybetmiş balinanın
Sahile kalan son adımında
Yokluğun var

12.09.1998

11 Eylül 1998 Cuma

Küçük prensi okudum

Küçük prensi okudum
Bilmiyorumki kaçıncı kez
Belediyenin otobüsünde
                    Gözyaşlarım düştü yuvalarından
                    İnsanlar pek ilgilenmedi
                    Sevgi ve yaşlara ilgisizler
İçimdeki sevginin anlamına
Bir kez daha tanık oldum
                    Gezegenimdeki kadının
                    Adını biliyorum
Ona aşık olduğumu
En derinimden bildiğim gibi

11,09.1998

6 Eylül 1998 Pazar

Zaman göstergesi

Zaman göstergesi
Sana her dokunduğunda
Bende sana dokunacağım
                    Ona her baktığında
                    Bende seni göreceğim
Koynuna alıp yattığında
Bende seni hissedeceğim
                    Akrep yelkovana kavuştuğunda
                    Bende seni kucaklayacağım
Her tik tak atışında
Bende kalbini duyacağım
                    Keşke bir adet
                    Zaman göstergesi olsam
                    Sevecen yüreğimle sana sarılsam
                    Bir daha hiç ayrılmasam
Canım sevdiğime
Sadece aşk anlarını gösteren
Bir zaman göstergesi
Sen olan kalbimle birlikte

06.09.1998

5 Eylül 1998 Cumartesi

Denizin yüreği kabarmış









by BG


Denizin yüreği kabarmış
O da seni düşlüyor
Tıpkı benim gibi
                    Yıldızlar saklanmış
                    Ayın suratı asık
                    Keyfi yok gecenin
Toplumun sarkacı
Yine görevini yapıyor
Tekil geceler bekliyor
Sen olan yüreğimi
                    Düdük duyuldu
                    Pervaneler denizi dövdü
                    İskeleden uzaklaşıyoruz
                    Diğeriyle kucaklaşmak için
Gitgide uzaklaşıyorum
Sana sarılmak yerine
Mesafelere sarılıyorum
                     Birisi sigarasını yakıyor
                     Seni özlüyorum
Sevmek ne kadar zor
Bu düzenler yuvarlağında
                    Kim sorgular bizi
                    Ne biçim işkenceler yapılır
                    Sevgililer üzerine
Siz de sevseniz olmaz mı
Üç dakikalık saygı duruşunda
Aşk için durulmaz mı
                    Biz sadece seviyoruz
                    Batan bir geminin
                    Son filikasına koşuyoruz
                    İki yüreklik yer için
Deniz taşıyor beni
Durgun ve derinden
Sığlıklarda boğuluyoruz
Derinlerde yaşarken
                    İki yürekle yol alan
                    Issız filikanın
                    Çığlıklarıyız biz
Her yer karanlık
Karanlıktan bir gül
Gülümsüyor sevgiye
                    Deniz yarılıyor
                    Yutuyor gereksizleri
                    Haydarpaşa Garı da
                    İzliyor yutulanları
Son trenin ayak sesleri
Yankılanıyor soğuk duvarlarda
                    Bir saatin tik takı
                    Son nefesini veriyor
                    İlk defa ölüyormuş gibi
Bir halat süzülüyor
Siyah demire doğru
Yazı bitiyor
Kalemin kapağı kapanıyor
                    İskele

05.09.1998

4 Eylül 1998 Cuma

Öyle günler yaşıyorum ki

Öyle günler yaşıyorum ki, ne kendime anlam verebiliyorum yaptıklarım adına ne de aşkıma. Aşkıma anlam verememeyi anlıyorum. Çünkü tarifi olmayan bir duygu bütünlüğü olduğuna inanıyorum. Gerçi bazı zamanlarda tarif yazıları yazıyorum ama yine de tarifsiz. Seni niye bu kadar seviyorum? Hadi bunu cevaplayamadım, peki seni niye bu kadar zorluyorum.
Insanları yıllarca süren zaman içinde zorlamadığım, eleştirmediğim, triplere girmediğim kadar, yaşadığımız iki ay içinde hepsinin kat ve de katını sana yaşatıyorum. Ne içimdeki sevgimin büyüklüğünü tam olarak açıklayabiliyorum ne de negatif hallerimi. Uzun yıllara yayılabilecek olumlu ya da olumsuz yaşanmışlıkları, sanki öleceği günü bilen ve o günü çok yakında olan bir insanın aceleciliği yapıştı üstüme. Yoksa ölecek miyim? Tabi ki öleceğim ama zamanını bilmiyorum.
Yüzünü gördüğümde sanki sana ait bir köleyim gibi geliyor. Senin kulaklarının duyabileceği en güzel sözlerin, önce gözlerinle aldıktan sonra kalbine yollayacağın en güzel yazıları sana söylemekle ve yazmakla hükümlü bir köleyim. Aynı anda seni kırmak için kiralanmış bir amele gibiyim. Hani amele pazarında parmağınla gösterip sen dersin ve amelenin yüreği pır pır eder. O parmak bir ekmeğe eşdeğerdir. Işte öyle bir ameleyim, bir ekmeğe bir kalp kıracak. Bir insan, bu iki duygu arasına yeşil bir ağ gerip bir oraya bir buraya nasıl seker beyaz bir top gibi…
Seni seviyorum.
Seninle herşeyi yapabilirim diyor içimden gelen ses. Dün akşam ki filmde, sanki yüzüğü parmağına ben takıyordum ve az kalsın sinemada sessiz film oynayan seyircilerinin sessizliğinin arasından, iki dudağımında arasından benimle evlenir misin sözcükleri dökülecekti sevecen kalbine doğru ve hatta puik bacaklarına… Gerçekten benimle evlenir misin diyecektim sana bir kalp mesafesinden. Derken hemen arkasından bir sorun buldum… Bu kadar hızlı masa tenisini hangi millet oynar? Kore liler mi, isveç liler mi bilemiyorum.
Kaynağından serinliklerle gelen sevgimin sayesinde yüzüne kahkahaların yapışıp kalması günleri çok yakında. Bunu bütün duygularımla karşılıklı konuştuğum için biliyorum. Şimdi ki zamana kadar bizimle birlikte gelen bütün sorunlarım için iki dakika saygı duruşunda bulunuyorum. Ve, onları geride bırakarak sana koşuyorum.
Seni seviyorum.
Bir ev düşlüyorum, senden ve benden aldığı güzelliklerle bacalarından mutluluk dumanları yükselen. Sen dikiş dikiyorsun, bende incecik bir oya işliyorum. Çay ister misin karadutum diyorum, yüzünde cevapsız bir cevap beliriyor. Hemen mutfağa koşuyorum ve karadutum çatalkaram şarkısını söylerken suyun kaynamasını bekliyorum. Günlerimiz sıcak içeceklerle demlenerek geçiyor. Mutlu mesut anılarımızın artmasına duacı oluyoruz. Seni seviyorum.

04.09.1998

2 Eylül 1998 Çarşamba

Senden ayrıldığımda

Senden ayrıldığımda
Ufuktan kaybolana kadar
Yüreğimle izliyorum seni
                    Göremeyeceğimi bile bile
                    Ufukla birlikte kaybolsan bile
                    Yine yüreğim dönüp bakıyor
Bilmek yetmiyor
Aşk herşeyi değiştiriyor
Kimbilir

02.09.1998